Karada
Çocukken çevremde değer gören, sevilen arkadaşlarım ya derslerinde çok başarılı olanlar ya da çok güzel/ yakışıklı olanlardı. Bendeyse ikisinden de yoktu. Gözümde kocaman gözlüğüm, ensemde toplanmış saçlarım vardı. Derslerden bir haberdim ve genelde hep hayal aleminde yani kendi dünyamda yaşardım.
Halk oyunları, bale, voleybol, basketbol, edebiyat, kayak, tenis, masa tenisi, koşu, dans, flüt, koro, resim, seramik… Hepsini denedim. Kimi zaman seçilemedim, kimi zaman zaman kibarca çıkarıldım, kimi zaman da kendim bıraktım. Denedikçe eksik, denedikçe daha da görünmez hissettim. Hiç biri bana devam etmem için gereken o hissi vermiyordu.
Derslerde de başarılı olduğum söylenemezdi. Okul hayatım tam bir işkenceydi.
Denizde
Yüzmeyi öğrenmek için gittiğim kursa artık ileri seviyede eğitimle devam ediyordum. Kursta benden büyük erkekleri yarışlarda geride bırakıyordum. Bu nedenle şevklerini kırdığım gerekçesiyle uyarıldım. Arada bir beni yenmelerine de izin veriyordum. Yüzme dersleri çok güzel gidiyordu. Bir gün okulda sınıf öğretmenimiz yüzme yarışmalarına katılmak isteyenlerin el kaldırmasını istedi. İlk defa kendi rızamla el kaldırdım ama seçilmedim. Yerime Kayra seçildi. Öğretmene neden beni seçmediğini sorduğumda benim Kayra kadar iyi yüzebileceğimi düşünmediğini söyledi. Nereden biliyordu ki? Benimle yarışmamıştı bile!
Başarısızlıklarımdan ötürü ne arkadaş çevremde, ne ailemde, ne de öğretmenlerim arasında saygı ve sevgi görmüyordum. Onlara göre hiç bir şeyi yeterince denemiyordum, hep kendi dünyamda kayboluyordum.
Sorun değildi çünkü bunları duymaya alışmıştım. Bir an önce yaz tatilinin gelmesini bekler, kendimi suya atıncaya dek anneme katlanır, sonrasında da tüm bunları unuturdum.
Denizle her buluşmamda onun da beni özlediğini, her dalışımda benimle kucaklaştığını hissederdim. Deniz beni olduğum gibi karşılardı. Zihnimi sakinleştirir, beni kendi dünyasının içine çekerdi. Her koyda başka bir hikayem, başka bir ben olurdu. Kahramanlar, izleyiciler, yargılar yoktu yalnızca deniz ve altındaki hikayeler vardı.
Onunlayken beceriksiz, başarısız, yalancı, uyuşuk, çirkin ya da fakir değildim. Onunlayken “Ben” yoktum, yalnızca o ve bana sunduğu başka bir dünya vardı. Ben yalnızca izleyiciydim, sessizce bunlara tanıklık ediyordum.
Bana yokluğumda ne yaptığımı sormaz, karadaki hayatımla zerre ilgilenmezdi. Yalnızca dalgalarında zıplamalarımı izler, dalışlarımda bana kalbimi dinletirdi.

Denizde yüzerken, kafamda hiç bir şey olmazdı. Bazen ağlar, çığlıklar atar, yumruklar savururdum elbette. Hepsini de gizlerdi denizim. Hepsinde de beni anlar, kucaklar, sarar, dinler. Sonra bir balık ya da dalga gönderir ve yeniden benimle oynamaya devam ederdi. Ben de onun dünyasında daha çok kalır, hikayelerini daha çok dinler, onu izlemeye devam ederdim.
Sonrası
Böyle 15 yılım geçti. Her yaz koşarak gittiğim arkadaşım denizle yılın 4 ayı birlikte pek çok anı biriktirdik.
Sonra bir anda tüm bunlara elveda demek zorunda kaldım, teknemizin denizdeki süresi dolmuştu. Denizle vedalaşmadım, yeniden ama farklı bir şekilde kavuşacağımızı düşünmüştüm.
Karada geçen 22 yılıma rağmen buranın kaosuna, acımasızlığına hala alışamadım. Hala tek bir başarım yok, olduğum yerde ancak farklı bir görünümde gibiyim. İçimdeki boşluk dolmuyor. Yıldız falımda bana “sende hiç ateş elementi yok” denilmişti. Denizde ateş ne arar zaten?
Yıllarca denizden ve bu duygulardan ayrı kaldım. Göz yaşlarımı toplasak bir deniz suyu eder miydi? Oysaki ben denizden ve denizde olmaktan çok şey öğrendim.
Şimdi
Şimdilerdeyse çok sessiz deniz, onu bıraktığımdan beri çok değişmiş. Belki de beni henüz tanımamıştır. Ya da acaba bana küstü mü, saklanıyor mu bilemiyorum. Onun sesini duymayı çok özledim.
Denizin karaya çok nadir taşmasını da şimdi anlıyorum.
Karada olduğum bunca yıldan sonra kendime soruyorum, neyi başarmak zorundaydım? Sadece var olmam yeterli değil miydi? Nerelere gelmem gerekiyor da gelemediğim için mutsuzum?
Ben yaşamayı anlayamadım, sen bana anlat. Nedir yaşamak? Var olmak neden yeterli değil?
Oysaki deniz bana, gözlemci olmayı, beklemeyi, saygı duymayı, dinlemesini, meraklı olmayı, sakinliği, paylaşmayı, güzellikleri, yenilikleri, şaşırmayı, beklemeyi en önemlisiyse kendimi sevmesini öğretti.
Ben karadaki beni sevmedim, sevemedim. Denize dönmek istiyorum, oradaki anlarımda kalmak… Denizin sesiyle uyumak, uzanmak ve dinlenmek istiyorum.
Yoksa gene hayallere mi kapıldım, sen söyle denizim?