Birine aşık olduğunda kaybetmeye de hazırsın demektir. Kendini kaybeder, asıl amaçlarından sapar aşkın kör ettiği gözlerinle karanlıkta amaçsızca dolaşır ama gene de gülümsersin.. 🙂
Birini sevdiğinde başka bir şeylerini kaybedersin, böylelikle yeniliklere açılırsın. O sırada kaybettiklerine üzülmeyecek kadar neşelisin. Kendinden ödün verirsin, işine geç gider, uykusuz kalırsın, atkını bir yerlerde unutur üşürsün.. Onu hatırlayınca gelen gülümseme, arkasından bir bir gelen imgelerle hızlanan kalp.. İşte ısındın ve gene düşlere daldın bile..

Aşıkken etrafında olanları kaçırırsın mesela, akıp giden zamanı fark etmezsin çünkü sence zaman çok ama çok hızlıdır (onunlayken) yada çok yavaştır (onsuzken) ama gene de gülümsersin 🙂 Biriktirdiğin anıları bir daha bir daha yaşar zamanı hızlandırmaya çalışırsın.. Ve özlem..
Sen fark etmeden etrafında ve kendinde oluşan kayıplara, değişimlere ne alışmak ne de onları yakalamak mümkün olur. En iyi arkadaşının nikahını, en sevdiğin filimi, en sevdiğin sanatçının konserini, hep yazılmak istediğin o dans kursunu, yurt dışına yapacağın şu planladığın gezini ve daha pek çoğunu bu aşk için, aşkın için ikinci plana atarsın, bazılarını da kaybedersin.. Kaybetmeyi kabullenmen gerek, hatırladın mı? Taşıdığın kocaman bir sevgi var elinde ya..
Peki ya o “Aşk” da giderse.. Ah gene sudan çıkmış bir balık daha, aman yakalanma başkasının oltasına! Dediysek de dinletemedik.. Gene geldi balık oltaya, yakalandı aşk hastalığına ve alalım hepsini en baştan bir daha bir daha..
İşte böylesine zararlı bir duygu durumunu gene de ve illa da neden tekrar yaşamak istiyorum? Neden seviyorum? Neden sevilmek istiyorum? Sevgi nedir? Neden ihtiyaç duyuyorum ? Hiç bilmiyorum.
Acaba geçip giden zamanları bir yerlerde bulabilir misiniz? 🙂