Serüven 8.1: Sevmek, Sevilmek, Mutluluk

Neden severiz ve sevilmek isteriz? Bu duygunun zihnimizdeki, bedenimizdeki etkileri neler? Sevildiğimizi bilmek bizi neden bu kadar mutlu eder?

Konunun bir bilimsel tarafi var ancak öncelikle zihnimizde yanlış yada farklı kodlanan terimlerden başlamak istiyorum. Yanlış tanışmalar, yanlış izlenimler düzeltilebilir mi?

Love Amore Aşk Sarange Ti Amo, sana hangisi lazım ?

Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir dostumlayız sohbetimiz ilerlerken bana her zaman olduğu gibi bir ödev verdi. Verdiği ödevi yapacağımdan emin olmak için de hepsini bir parça kağıda teker teker yazdırdı. (kağıdı hala saklarım) Son sorusu “Neden Severiz?” İdi ve ekledi “Cevabını bulursan gel ve bana da anlat lütfen.” Yazmayı bitirip başımı kaldırdığımda da bana bakıp muzipçe gülüyordu. (Gülüşünü hep çok sevmişimdir.) Çok bilirim ya hemen cevabı veriyorum, “E, sevmeye ihtiyacımız var da ondan!” Verdiğim hızlı cevabı sevgili dostum tüm sıcaklığıyla karşıladı ve sadece şunu söylemekle yetindi, “Bunu biraz düşünmelisin, eminim yüreğin doğru yanıtı bulacaktır.”

İşten de önce, ailenden de önce, evladından da önce, eşinden de önce, sevgilinden de önce bir SEN vardı? Hatırlar mısın?

Bu güzelim kelimeyle tanışmamız o kadar yanlış ve kötü bir başlangıçla gerçekleşti ki uzunca yıllar kendimle kavgalar etmem , temizlik yapmam ve bu kelimeyi zihnimde yeni baştan kodlamam gerekti. Sonu tatlı bitecek zihnimdeki sevgi çözümlemelerini duymaya hazır mısın? Peki öyleyse, başlıyoruz..

Şöyle ki benim zihnimdeki “sevgi” hayatımda var olan bir kadının adıyla hafızama kodlanmış durumdaydı ve haliyle nefret ettiğim bu kadının adından bahsetmek istemiyordum. Sevgi yüzünden ailemiz dağılmış, babam yaşadığı son ana kadar da bu kadına bakmıştı. Ben ve ailem bin türlü zorlukla baş ederken babam ve Sevgi refah içerisindeydiler. Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak yerine tüm varını yoğunu ve “sevgisini” bu diğer kadına veriyordu babamız. O duymayı istediğimiz, hissetmeyi beklediğimiz tüm sevgiyi bu Sevgi olacak kadın alıyordu. Babam öldükten sonra telefonunda okuduğum sevgi dolu mesajları okuduğumda hissettiğim şey “Bu adam sevmeyi biliyormuş da bize mi fazla görmüş yani?” Olmuştu. Sevgi olacak o kadın benden babamı ve beraberinde milyonlarını da almış yerine sevilmeye değer bir evlat olmadığım hissini verip mesajlarıyla beraber ortadan kaybolmuştu.

Kaybolan ‘sevgi’ değil dönüştüğü yeni duygu durumu halindeydi sorun. Nefret sarmıştı sevginin etrafını. Korkusundan gizlenmişti sevgi.

Tüm suçlu Sevgi’deydi! Tabii ki de onda! Benim saf ve masum babamı kandırdı ve elinde oyuncak etti. Yoksa benim babam akıllıdır, iyidir, hoştur, bizi sever, babam bize bunu yapmazdı eğer o Sevgi yosması olmasaydı… mı acaba? Bu yalanlara inanıp Sevgi’yi suçlamak gerçekleri kabullenmekten çok daha kolay geldi yıllarca. Kendimi bu yalanlara inandırıp “sevgi” kelimesinden nefret ettiğime ben de inanamıyorum, ama böyle oldu. Sevgiyi ve sevilmeyi yanlış yerlerde aradığımı ve ararken karanlıkta kaybolduğumu ben de bilmiyordum ama artık biliyorum.

Dilerseniz aşamalarıyla bu durumdan nasıl kurtulduğumu başka bir yazıya bırakalım, zira o da başka bir serüven. Kısacası önce şu kendi adını lekeleyen kadınla kendi içimde barıştım. Yalanlar, hatalar, yapmak istediğim tüm o karanlık ve şiddet dolu düşüncelerden kurtardım “sevgiyi”. O artık boşlukta süzülen uzanılıp alınmayı bekleyen bir yaprak gibiydi, özgürdü, yeniden doğmuştu ve avucumun içinde minicik, kırılgan ama tüm ağırlığıyla durmaktaydı. Hemen yeni bir tanım yapmak istemedim. O yeni haliyle biraz da ürküttü beni. Bir süre zihnimde dolanmasına ve ara sıra beni gıdıklamasına izin verdim. Önce birbirimize alışmalıydık, öyle değil mi?

Dolayısıyla sana önerim öncelikle sevginin sendeki tanımını yap, sonra bu tanımda seni rahatsız eden şeyleri bul ve bu kelimenin tanımını yeniden yap!

Her dokunduğu cana merhem olup, onu çoğaltan başka bir duygu olabilir mi?

Yazının başındaki sorumuza geri dönecek olursak: neden sevilmek isteriz? Bilime göre bunun cevabı şöyle: beyin varlığını ancak etrafındakiler sayesinde farkında olabiliyor. Bu nedenle de her yaptığı yeni keşif için onaylanmaya ve beğenilmeye ihtiyacı var. Yani bir organ olarak beyinin etkileşimde olmaya, dolayısıyla ötekine olan ihtiyacı bulunmakta. Bunu hayatta kalmak için yaptığı varsayılıyor. Yani sevmeye ve sevilmeye olan ihtiyacımız beynin yalnız kalmaktan hoşlanmamasından geliyor. Peki çevremizde yalnız kalan ve bununla mutlu olan insanlara ne demeli? Onlar bu durumla barışan ve bu korkularından arınmış insanlar ancak onların bile tamamen yalıtılmış hayatlar yaşadıklarında verimli, sağlıklı ve mutlu olduklarına dair bir kanıt henüz yok.

Daha önce sevgi ilaçtır, sevgi iyileştirir, sevginin gücü gibi artık kalıplaşmış cümleleri duymuşsunuzdur. Bilime göre bunlar gerçekten de gerçek. Öyle ki Hitler’in askerlerinin sevgi ile ilgili yaptıkları acımasız ama maalesef ışık tutan testlerinde de görülüyor ki sevgisiz yani annesinden mahrum bırakılan bebek maymunlar kısa zaman sonra hastalanıp ölüyorlar. Ancak annesine benzer yumuşaklıktaki bez maymunlara sahip bebek maymunlarda her hangi bir hastalık durumu görülmüyor. Bu testi örneklerle çoğaltabiliriz. Benzer durum barınaklardaki hayvanlar, sokaktaki canlılar, yurtlarda büyümüş çocuklar içinde geçerli. Sevginin iyileştirici gücü bugün kanser hücrelerini bile yenebiliyor. Yani gerçekten de hayatta kalmamız için sevmek ve sevilmek çok önemli.

Sevildiğimizi bilmek neden bu kadar önemli peki? Cevabı gene bilimde: çünkü beyin ancak dış etkenler sayesinde kendi varlığını hissedebilmekte. Yani bedenimiz bu meraklı organımızın birer uzantısı. İşitmek, görmek, koklamak, tatmak, duymak ve dokunmak için ona hizmet eden duyularımız sayesinde çevresini keşfedebiliyor. Bu sayede onu hayatta tutacak şeyleri tekrar tekrar deneyimleyerek mutlu olmaya devam edebiliyor. Ne kadar basit bir talep değil mi ? Organlarımız beynimizin merakını ve korkusunu dindirmek için her gün denemeye devam ediyor. Çünkü bu merak onu hayatta tutuyor. Her şey tamamen hayatta kalmak için kurgulanan deneyimlerden ibaret.

Benim zihnim şöyle çalışır, öncelikle yapmak istediğim şey her ne ise onu mantığımın kabul etmesi gerekir. Mantığımın almadığı şeyleri yapmaktan haz etmiyorum. Yani ben önce bu işin bilimsel yönünü araştırdım, sonra kendime yeni bir tanım yaptım. Sevgi benim için mutlu olmak, gülümsemek, yaşadığımı hissetmemdi. Bu hissi kimse elimden almamış ben karalayıp kör kuyulara atmıştım. O nedenle önce sebebini öğrendim, sonra yeni bir tanım yaptım ve sonunda da bunu deneyimledim. Meğer sevdiğim ne çok şey varmış, yani beni hayatta tutmak için, yaşamam için bir çok neden varmış! Hiç bir şeyi yada hiç kimseyi sevmiyor yada sevemiyorsanız bile en azından kendinizi sevmeyi deneyin.

Merhaba yaşamak, merhaba yaşam! Hoş geldin, karanlık dünyamda bana ışık oldun! Merhaba benim sevgim!