Zorla sevmekle ilgili bir hikaye, benzer şeyleri farklı karakterlerle yaşadığınızı biliyorum. Bunları yazarken bile yüreğim tekrar tekrar acıyor, ama bilmelisiniz ki bu durumu değiştirmek sizin elinizde. Şimdi çok geriye, artık anıların sadece fotoğraf karesinden oluştuğu zamana, ilkokul yıllarındaki ufak bir kızın dünyasına ve onun sevgiyi defalarca zihnine yanlış kodlamasına dair hikayesi. İşte başlıyor;
“Sevgi’yle daha önceden tanışıyorduk, evimize gelip gider annem ona ve eşine sofra hazırlardı. Her zaman bakımlı ve güzeldi Sevgi, annemin aksine alımlı bir kadındı, biraz seksi tarafı da vardı. Ailesiyle beraber gece yarılarına kadar evimizde oturur sohbetler ederlerdi, bize en sık gelip giden misafirlerimizdi, bir de oğulları vardı. Nefret ederdim ondan, bana hep aptalca sorular sorar psikopatça şeyler anlatır, oyuncaklarını da paylaşmaz, odamdan da çıkmazdı, kardeşime kötü davranır, sürekli yalan konuşur, yanında büyükler olunca tamamen farklı bir çocuk olurdu. Bir keresinde bana “Şu büyükleri idare etmenin en güzel yolu onlara istedikleri şeyi verip seni rahat bırakmalarını sağlamak!” demişti. Yalancının, pisliğin tekiydi ama bu konuda haklıydı.. İstediklerini ver ve seni rahat bıraksınlar, bunu yapabilirdim işte!”
Büyüklerin oyunları içinde kaybolan biz çocuklar..

Her neyi denedimse bu aileyi sevemedim, beni çok tedirgin, agresif ve stresli yapıyorlardı. Sevgi’nin alaycı ve yüksek kahkahaları, eşinin sürekli kendini anlatması, oğullarının beni mıncıklamaya çalışması ve garip istekleri.. Yok sevemiyordum, onları tek seven kişi babamdı ve böylece yıllarca bize gelip gitmeye babamı mutlu etmeye devam ettiler. Evin diğer üyeleri olarak biz bu garip aileyi hiç sevemedik. Babama artık dayanamayıp bu aileyi sevmediğimi söylediğimde, “Nasil sevmezsin, onlar harikulade insanlar!” demişti. Çok şaşırmıştım. Hem harikulade de ne demekti? Çok güzel bir şey olmalıydı, anlayamamıştım. Israrla bir kez daha söyledim, “Söyle arkadaşlarına o aptal oğullarını getirip durmasınlar, iki yüzlünün biri, onu sevmiyorum ve onunla oynamak hoşuma gitmiyor!” Söylediklerimi duyan babam öfkeden yüzüme bir tokat indirdi ve ekledi “Onlar hakkında böyle konuşamazsın, sanki onlar da sana bayılıyorlar, biraz denesen ne olur sanki, o çocuk çok tatlı ve akıllı. Sizin gibi pasaklı ve haylaz değil!” (Öğreti 1. sevmek kalpten gelmez, onu senin için ailen seçer. Hem belleğim hem de acıyan yüreğim bunu böyle not etti.)
Kendini sevme, kendini sevdir!
“Babam o aptal çocuğu bizden, benden daha çok seviyordu. (Öğreti 2. herkesin çok sevdiği insanlar gibi ol ki sen de sevil.) Bir sonraki gelişlerinde babamın söylediklerini hatırladım ve hem oğullarına hem bu zehirli aileye iyi davrandım, babamın çok hoşuna gitmişti. Belki böyle devam edersem, sonunda babam beni gene çok severdi kim bilir?”

Şimdiyse evimize yapılan bir ziyaretle her şey başka bir hal almaya başlıyor… (Gerçekten bir insan bu kadar yıkıcı olmayı, parçalamayı nasıl sevebilir? Kendiyle nasıl yaşayabiliyor?)
“Sevgi evimize babam yokken ve tek başına geldi. Yanında da hediyeler getirmişti, salonumuzun en güzel köşesine kuruldu. Neden yalnız geldiğini, neden bana durduk yere hediye aldığını, neden annemin gergin olduğunu anlamamıştım ama beni bu kadın hep tedirgin ederdi zaten. (Kocası çok ünlü bir doktor, zengin, kendine güvenen tiplerden, ama içi fos, kalbi kirliydi, hep bunu hissederdim, bu adam ne aptal derdim ama kimse beni dinlemez ayıplar sustururdu, “Şiiişt, çok ayıp!”, öğreti 3. gerçeği söylemek ayıptır. Belleğime not edildi bile!) Annem susuyor karşısındaki kadın konuşup duruyordu, belli ki söyleyecek çok şeyi vardı. Konuşmanın bir yerinde “E haydi ama hediyelerini denemeyecek misin?” dedi. Aldıklarını denedim, hepside bana çok aptalca şeyler olarak gözüktü, güya hanım kızlar şunları giyinmeliymiş: külotlu çorap, mini etek, bluz, şapka ve altı hafif dolgu topuklu altın bir ayakkabı. Ama bunlarla koşup oynayamam ki? Yada bunları kirletirsem annem canımı okur! Kimse benim neyi sevdiğimi bilmiyor mu? Bunları sevmesem de giymek zorunda mıyım yani? (öğreti 4. sevmediğim şeyleri de giyebilirim, çünkü hanım kız olmalıyım!)”
Neyi sevip sevmediğine büyükler karar verir, taa ki.. ne zaman dek?
Yıllar sonra anladım ki bu ziyaret aslında anneme kadınlığın sırlarını vermesi gerektiğini kendi kendine hisseden ve anneme güya yardım etmek için yapılan dostane bir ziyaretti. Bana sorarsanız, kadın karşısında bir rakip istiyordu, böylesi daha zevkli olacaktı ama annem ona “Ne istesen yap umurumda değil!” demiş ve postalamıştı. Karşısındaki kadın kadınlığı bildiğini sanıyor olabilirdi, ders vermeye gelmişken aldığı en büyük dersi alıp gitmişti, “GURUR!” Bu ziyareti hiç unutmadım, o gün annemden de bir şey öğrenmiştim, gözyaşlarını başkalarının önünde akıtmamalısın..
Duygularını iyi sakla, bulurlarsa alıp giderler sonra!
Bu ziyaretle beraber ve sonrasında evimizde çok şey değişti, Sevgi ve onun ailesi evimize daha az hatta hiç gelmemeye başladı. Bununla beraber babam da eve pek gelmiyordu. “O çok sevdiği ailenin yanındadır, o çocuğu zaten benden daha çok seviyordu. Ah keşke sevebilseydim şu aileyi de babamı üzmeseydim, o zaman babam evde olur muydu? (Öğreti 5. başkalarının sevdikleri şeyleri seviyormuş gibi yap hatta sevmeye çalış ki seni terk etmesin, dışlamasın.) Belki de sevilebilecek yanlarını sen göremiyorsundur?”