Benlik

Ne kadar hassas olduğumu biliyor musun? (…………) işte bu kadar, sonu olmayan bir sonsuzluk kadar hassasım. Peki çözümü var mı ? Hassas olmamam değil mi ? Bu kadar kolay olsaydı çoktan bu huyumdan vazgeçer ve senin gibi olurdum zaten. Ama sandığın kadar kolay değil. Neden mi ?

“Hakkımda ne düşündüğün umurumda değil, seni etkilemek için doğmadım!”

Ben buyum da o yüzden! Sen öylesin, ben de böyle. Birbirimizi olduğumuz gibi kabullensek ve böyle devam etsek? Olmaz mıydı? Hayır olmaz, çünkü insanalar çevrelerinde sürekli dikkatli davranmaları gereken bir bireyi uzun süreli olarak hayatlarında barındırmak istemiyorlar. Çünkü bu sürekli başkasına öncelik vermekten geçiyor ve özellikle de ilgi arsızları için bu durum çekilmez bir hal alabiliyor. Çünkü kendilerinden başka bir bireye öncelik vermek, değer vermek onların lügatında YOK!

“Kafa dengi insanlar olmadığından değil, kendinizi gerçek kimliğinizden ayrıştırdığınızda yalnız hissedersiniz.” ABRAHAM HICKS

Mesela ben Türkçe müzik dinlemek, hafta sonları saatlerce süren kahvaltılar hazırlamak ve erkenden uyanmak hiç mi hiç istemiyorum. Sabah rutinlerimi başkası için değiştirmek hiç hoşuma gitmiyor. Aksi halde rahatlayamıyorum.

Yıllar önce saatlerce uğraşıp özenle hazırladığım yemeklerin ne kadar aptalca olduğuna karar verdim, çünkü bu durum beni mutsuz ediyordu. Nedeniyse: 1 saatlik harcanan sürenin ve devamında toparlamak için harcanan 1 saatin karşılığında o öğünün bitme süresi 15 dakika olmamalı. Bu nedenle benim hazırladığım bir yemek en fazla yarım saat olurken, onu yeme sürem de gene eş zamanlıdır. Ardından toplama ve temizleme sürem de yaklaşık yarım saati geçmemelidir. Bana göre mükemmel bir öğünün karşılığı budur. Çünkü yemek yemek benim için bir ihtiyaçtır. Hayatımdaki önemi ve kapladığı sürede bundan daha fazla olmamalıdır.

“… duygusal bütünlüğümüzü toplumsal kabul için feda ediyoruz.” SEVEBİLMEK – YONG KANG CHAN

Dünya’yı çok seviyorum. Ancak içindekilerin ona zarar verdiği kanısındayım. Başka zamanlarda Dünya’nın içine sıçabilirsiniz ama benimleyken dikkat etmelisiniz. Neden mi? Çünkü arkadaşlık, aile, sevgi bunu gerektirmeli. Yani ben plastik poşet konusunda hassas isem, yanımda sürekli poşetleri burup burup çöpe atmamalısınız. Bu durum beni sinir ediyor, rahatsızlık veriyor ve sonunda kaygılı hale getiriyor ve sen de bunu biliyorsan neden yapıyorsun? Ya da neden arabada çöp poşetim var iken kocaman metal kutuyu kapıyı açıp dışarı atıyorsun? Sebebi nedir? Ben arabamda sigara içmiyor isem sen neden içme hakkını kendinde görüyorsun? Ben şirket aracımı özenle, dikkatle kullanıyor isem sen neden ona zarar verecek hareketlerde bulunuyorsun?

Bunları aklım almıyor, ama kalbime sığdırıyorum.  Çünkü birlikte yaşamanın bedeli bu. Acı çeksen de tahammül etmek, kabul etmek ve devam etmek.

Peki, aynı şeyi benim için yapıyorlar mı? Elbette hayır! Azınlık olduğumuz (aşırı hassas ve duyarlı insan) için bekledikleri kendileri gibi olmam, çünkü öyle insanlar (gamsız, umursamaz) çoğunlukta olduğu için doğrusunun da bu olduğu inancındalar. Benim gibilerinin onların sırtındaki bir yük olarak görmekteler. Aslında durum tam tersi, çevreye zararlı, ben merkezcil bu insanlar sadece umursamazca yaşayıp giderken, bizler onların bu dünya da açtıkları yaraları sarmaya mecburuz.

Attıkları çöpleri toplarız, yaktıkları ağaçları dikeriz, öldürdükleri hayvanları gömeriz, arkalarındaki enkazları toparlarız, plastiklerinin yerine doğal ürünleri kullanmaları için elimizden geleni yaparız ama gene de kendimizi beğendiremeyiz. Çünkü onlar çoğunluk biz azınlıktayız. Bu da sayıca üstün oldukları için onları haklıymış gibi gösteriyor. Bizlerse zona olup, kurdeşen geçirip, yataklardan çıkamıyoruz. Taşıdığımız ağır yükün altında ezilirken onlar gününü gün ediyorlar.

 

Sizin doğrularınıza göre yaşamımı yönetemem, zorunda mıyım ?

Yıllardır ağrıdığını hissettiğim kalbimin yükleri işte bunlarmış. Kendimi 1000 kat yorgun, bitkin hissediyorum. Anlatsam da anlayacak kimse yokmuş gibi geliyor. Haksızlık değil sadece artık tükenmiş hissediyorum.

Saatlerce ağlayacak gibiyim ama gücüm yok.

Hayatımı yemek, temizlik ve süslenmekte geçirmek istemedikçe buna zorlanıyor gibiyim. Öğrenmem mi gerekiyor, yoksa öğrenmekten mi kaçınıyorum. Anlamıyorum.

Sadece şunu bilmenizi istiyorum, bir grubun içinde en zayıf kim ise ona göre davranmak zarafettendir. Çoğunluk olduğun için o bir tek değerli insanı yok saymak güçten değil güçsüzlükten gelir. Bir gün onun gibi olmaktan korkan bir grup korkak insanın tüm korkularını o bireyden çıkarmasından gelir. Bizler bunu bildiğimiz halde susarız ama siz sesinizi yükseltmekten kaçınmazsınız. Yok, cümlemi şu şekilde düzeltiyorum: BEN bunu bildiğim halde susuyorum, ama SEN sesini yükseltmekten UTANMIYORSUN! Sana yazıklar olsun!

Beni alt etmenin sana verdiği güçle etrafta dolaşmaya devam et. Seni izleyip üzülüyorum, güçsüzlüğünden korkup güçlü olmaya çalışırken aldığın hali bir görsen. Seni neden yeterince dikkate almadığımı anlardın, ama bu imkânsız.

Benlik” üzerine bir yorum

  1. Benlik;
    Ben konuşarak, okuyarak öğrenmekten ziyade izleyerek öğrenmenin daha kalıcı olduğuna inananlardanım. İnsanlara anlat anlat ama bir iki kez değil binlerce kez bir çocuğu büyütürkenki sabırla ve aynı doğruda yaşa gözüne soka soka… belki ancak öyle yüzüncü maymun fenomenini yakalayabilir insan da ki homo sapiens den bunu bazen beklemek bana da saçma geliyor. Gercek bir maymuna dahi daha kolay öğretirsin belki de… Ve homo sapiens kadar kendi türüne zararlı başka bir tür daha yok. Kımıl zararlıları gibiyiz. Doğaya, suya, toprağa, kendi türü de dahil tüm türler için bir yok edici adeta insan. Kalbin ağlayışı biz gibiler için hiç susmuyor ki. Ve bu nasıl düzelir onu da bilmiyorum ama bildiğim gibi yaşamaya da devam ediyor ve edeceğim. Alan alır, öğrenen öğrenir. Dikte et et kendini yemekten öte geçmiyor. Biz böyle gördük demeye devam ediyor. Ben etmedim etmiyorum ve etmeyeceğim de. Hep araştırıp en doğal olandan yana olurken bir tek kalsam da bu böyle olmalı yoksa ben olamam ki…

Bir Cevap Yazın