Serüven 3: Kabullenme

Duygularımı, yaşadıklarımı, başıma gelenleri kabul etmem zaman aldı. Oysa herkesin yaşadığı bir süreçmiş, benim de başıma gelince anladım. Kabullenmek boş vermek değil aksine tüm duyguları hissedebilmek ve sizde yarattığı etkileşimleri deneyimleyip su misali akıp gitmesine izin vermekmiş. Şöyle hayal etmeyi deneyin;

Duygularımızın akıp gitmesine izin vermezsek, bir süre sonra tüm yollar tıkanır, kendi duygularımızla boğuşur dururuz. Oysaki duygular sadece gelip geçen misafirlerimizdir.

Bir nehrin kenarındasınız. Ancak bu nehirden su değil duygular akıp geçiyor. Duygu nehrinin üzerindeki koca bir taşın üzerinde oturduğunuzu düşleyin. Sakince ve hareketsiz. Taşın üzerinde durup yanınızdan akıp giden tonla düşünceyi fark ediyorsunuz. Uzanıp birine dokuyorsunuz, sizi güldürüyor, bir diğeri canınızı yakıyor. Hangisine dokunursanız karşılığında bir duyumsama yaşıyorsunuz. Bunu tıpkı düşük voltajlı elektrik akımı gibi düşünebilirsiniz. Zamanla sizin de bu akan nehri beslediğinizi fark ediyorsunuz ve sizi uzun zamandır rahatsız eden bir duyguyu nehre bırakmaya karar veriyorsunuz. Tek yapmanız gereken gözlerinizi kapatıp, o istemediğiniz duyguyla vedalaşıp, usulca sizden ayrılmasına izin vermek olacak. Hazır olduğunuzda gözlerinizi usulca kapatıyorsunuz. Ve işte başlıyor.. Dayanamayıp bir gözünüzü yavaşça aralıyorsunuz, bu ayrılığı hafızanıza kazımak ve gittiğinde bunu kutlamak istiyorsunuz. Onca zamandır içinizde tuttuğunuz tüm o üzüntü ve kedere ait ne varsa sessiz ve usulca, kimi zaman da ani elektrik çarpmalarıyla sizi sarsarak sonunda nehire karışıp gidiyor. Sizi görmemesi için hemencecik gözünüzü geri yumuyorsunuz, sım sıkı kapatıp bu duyguyla vedalaşıyorsunuz.

Tam o ayrılma anında gözlerinizi yeniden açıyorsunuz ve kocaman bir gülümseme alıyor yerini. Kalbiniz yerinden çıkacak gibi, ama her şey yolunda gözüküyor. Bitti mi, bu kadar mıydı? İçimde kocaman bir boşluk! Boşluğun yarattığı rahatlama hissi tüm bedeninize yayılıyor. Ufak bir ürperti yaşıyorsunuz ve artık yeniden sistemdesiniz!

‘Boş vermek ertelemek, kabullenmek yüzleşmek demektir.’

Duyguları olduğu gibi kabullenmez onlara şekiller verir, anlamlar yükler ve onlardan kaçarsak kendimizi bir bataklığa çekmekten başka bir şey yapmayız. Oysaki arada bir bu duygu nehrine gidip kimi duyguların akıp gitmesine, kimilerini olgunlaştırmaya, kimileriyle de yeniden tanışmaya çalışmalıyız.

Her aşamayı sindirerek yaşamayı da tercih edebiliriz, kimi zaman da artık alıştığımız o duyguyu çabucak kabullenmeye de başlayabiliriz. Burada süreçler elbette önemli ancak akışına bırakmak çok daha önemli. Nedenini yukarıda da açıkladım. Her şeyin üstesinden aynı anda gelebilme gücümüz olmayabilir, kendimize neden bu kadar yükleniyoruz ki ? Hatta şimdiden başlayarak hitap şeklimi de düzeltiyorum; kendime neden bu kadar çok yükleniyorum ki?

‘Hiç birimiz kurbağa öpüp prensimize kavuşmadık, hiç bir erkeğin beyaz atı ve zırhı yok! Hedeflerime ancak kendim ulaşabilirim.’

Uzun zamandır anlamını kavrayamadığım, düşünmekten de yorulduğum bir konudan bahsedeceğim; ‘Kendimle barışmak’. Kendimi sevmek için yaptığım alıştırmalarda hep karşıma çıkan bir konu var. Annenle ve babanla barış, onları affet ve kabullen. Ya nasıl olacağından çok neden bunu yapmam gerektiğini bir türlü anlamlandıramamıştım. Şimdiyse çok iyi anlıyorum. Ama öncesinde bu yolda yaptıklarımdan size de bahsetmek istiyorum. Herhangi bir öncelik sıralaması olmayan yazıyorum.

  • Yoga,
  • Meditasyon,
  • İnternetten (Ingilizce, türkçe) makaleler okumak
  • Youtube’da video izlemek,
  • Aile dizilimi,
  • Kendini seven arkadaşlarımla konuşmak,
  • Kişisel gelişim kitaplarının dibine vurmak,
  • Kişisel gelişimle ilgili film ve diziler izlemek,
  • İnternetten çeşitli mental testler çözüp bendeki sorunu bulmaya çalışmak,
  • Psikoloğa gitmek,
  • Beni seven arkadaşlarımdan beni neden sevdiklerini öğrenmek,
  • Sevmediğim yanlarımı not edip kurtulmayı denemek, …

Tıpkı nehir örneği gibi, ben ne zaman ki duyguların bende bıraktığı izleri, yarattığı etkileri kabullendim onlarda usulca yoluna devam etti. Ve bunun için her zaman yaptığım şey dışıda başka bir şey yapmama da gerek kalmadı o da ; zor da olsa yeni güne merhaba demek! Bunu nasıl ve ne şekilde yaptığınızın önemi yok, ister uyanır uyanmaz kendinize sarılın, ister en sevdiğiniz müziği açın, ister odanızın rengini değiştirin yada yeni objeler satın alın.. Sadece o yeni güne başlama isteği ve azmi bile yeterli. Bazen her gününüzü dolu dolu geçirmek, her şeyi doğru yapmak zorunda değilsiniz! Kendinizi olduğunuz gibi kabullendiğinizde, olduğunuz haldeki sizle barıştığınız da gerisi zaten geliyor.

İlla dereceledirme yapmam gerekirse bana en iyi gelen şeyler herhalde şunlar oldu;

  1. Meditasyon , telefonuma indirdiğim bir aplikasyon var ve ben çok memnunum. Buradaki çeşitli meditasyon odalarındaki sesli ve temalı meditasyonlar bana çok yardımcı oldu. Denemek isterseniz adı ‘Meditopia’.
  2. Blog yazmak, en büyük hayallerimdendi şimdiyse bir hayal değil gerçeklik. Bu sayfayı oluşturmakta, devam etmekte benim için çok anlamlı ve özel. Kimse için değil önce kendim için, kendi gelişimimi gözlemlemek için, özgürce yazabilmek ve kayıt altında tutabilmek ve belki birine dokunabilmek beni çok mutlu ederdi. Bu blog bunun için var.
  3. Bana iyi gelen fiziksel aktivitelere öncelik vermek ve bunları daha sıklıkla yapmak, köpeğimle yürüyüşlere çıkma ve paten yapmak başlarda bana en iyi gelen şeylerden ikisiydi. Bu dönemsel olarak değişse bile mutlaka fiziksel bir aktivitede bulunmaya çalışıyorum.
  4. Dans etmek, bunun için yıllar sonra bir adım atıp kursa bile yazıldım. Bana en keyif vereceğine inandığım ‘Lindy Hop’ kursuna yazıldım. Maalesef covid-19 nedeniyle yarıda kesildi ancak yapabileceğimi görmek bile beni mutlu etmeye yetti. İlk fırsatta da devam etmeyi düşünüyorum. Burada da kur seçimim ‘Swing İstanbul’ oldu. Güzel ekip, deneyebilirsiniz.
  5. Bolca kitap okumak, film izlemek, müzik dinlemek, tiyatroya gitmek.
  6. Mümkün olan her an denizi görebilmek, her köprüden geçişimde kafamı kaldırıp İstanbul’u seyretmek. (size de yeşillik, doğa iyi geliyor ise bunu daha sıklaştırın derim)
  7. Çizim yapmak, iyi mi çiziyorum, kötü mü düşünmeden sadece çizmek. Sonra sonra kendi zevkim oluştu ve 1 defteri bitirdim. şimdilerde 2.defterimdeyim, bir süredir de çizmiyorum. Ama artık bir tekniğim var ve bundan keyif alıyorum.

Yönetmezsen yönetilirsin! Kendin için en doğrusunu yalnız sen bilebilirsin!

Her zaman her şeyi olduğu gibi kabul etmenin zor olduğunun farkındayım. Böyle zamanlarda kendime zaman veriyorum, içimdeki fırtınaların dinmesini bekleyip, gerçek duygularımı anlamaya ve kendimi de yıpratmamaya özen gösteriyorum. Ağlamam gerekirse ağlıyorum, bağırmam gerekirse de bağırıyorum. Duygularımı içimde tutmuyorum, onları görmezden gelmiyorum yada bastırmaya çalışmıyorum. Hatta şunu itiraf edeyim, yıllarca ağlamanın güçsüzlük olduğunu düşünürdüm, çoğu durumda da bu duyguyu bastırır ve yerine sert bir duruş sergilerdim. Ne kadar da yanılıyormuşum, meğer asıl güçsüzlük o duygu ile yüzleşmekten kaçmakmış!

Her şey yalan olsa bile tek bir gerçek var ki o da; bu Dünya’ya 1 kez geliyorsun ve bu yaşam sadece senin! Onu da nasıl yaşayacağına sen karar vermelisin! Ne ailen, ne sevgilin, ne çocukların, ne arkadaşın, ne de bir başkası! Denizdeki tekne misali, dümeni kontrol etmezseniz rotanızda kalamazsınız, öyle değil mi? Yada dümeni başkasının yönetmesine izin verirseniz o rota sizin rotanız olmaktan çıkmaz mı?

Demem o ki, bu Dünya’da başımıza gelecek her kötülüğün mutlaka bir çözümü var, Ying ve Yang felsefesine göre her iyiliğin içinde biraz kötülük her kötülüğün içinde de bir iyilik vardır. Ben bu felsefeye çok inanırım. Bazen akıntıya kapılmak bazen de akıntıya karşı yüzmek gerekse bile kendiniz için en doğrusunu yapmaktan hiç vazgeçmeyin, kalbinize kulak verin. Bazen ne yapılacağını sizden daha iyi bilebilir.

Duygu Nehrin’de karşılaşmak dileğiyle..

Bir Cevap Yazın