Paylaşmak ve paylaşım içinde olmakla ilgili ufak da olsa fikir ve eylemlerimiz var. Aslında benzer bir şekilde yine çevremizle çıkarlarımız için iletişim kuruyor, birbirimizle olan tüm bağımızı da bu çıkarlar üzerine inşa ediyoruz. Çıkarlarımızı ne doğrultuda ve nasıl kullanacağımızı ise biz belirliyoruz. “Çıkar” kelimesinin olumsuz(-muş gibi) gözüktüğünün farkındayım ancak ben bu kelimeye haksızlık edildiğini ve yanlış kullanıldığı kanaatindeyim.

Hatta çıkarın paylaşımla denk olduğunu, yaşamımızdaki döngüsünde çok önemli yeri olduğuna inanmaktayım. Babamın bu konudaki sözünü anımsıyorum “Kızım hiç bir erkek çıkarsız değildir.” demişti. Anlamam için önce yaşamam gerekti. Yorum yapabilmem içinse deneyimlemem… Öğrenme kısmında değil de uygulama ve hayata geçirme kısmında problem yaşadığımızı düşünüyorum. Aslında çıkar ve paylaşımı hayatımızda doğru noktalarda uyguladığımızda dengeli iletişimler kurabiliriz. Şöyle ki; zihnimiz olup bitenleri anılarımız, tecrübe ve deneyimlerimizle eşleştirir ve bizde yaşattığı hislerle de örtüştürerek bazı kodlamalar yapar. Özellikle de çocukluğumuzdan bu yana bize yanlış kodlanan yada bizce eksik yahut hatalı kodlanan terimlere ikinci şans verilmesinden yanayım. Önce “çıkar” ve “paylaşım” ile ilgili zihnimize kodlanan ve genellikle ortak tanımlanmış bir kaç örnek üzerinden başlamak istiyorum;
Değişim zihinde başlar
1. Anne ile çocuk arasında mutlak ve sonsuz bir “paylaşım” vardır. 2. İş yerindeki tüm ilişkilerimiz belli oranlarda “çıkarlarımız” üzerine kuruludur. 3. Arabası, kendi evi, popüler mekanlarda vakit geçiren birinin sevgilisi olmaya çalışmak gerçekten onunla paylaşacak bir şeylerin olduğundan mı, mı yoksa kendi çıkarların için mi? 4. Satın aldınız yada sahiplendiğiniz hayvanlardan çıkarınız yok mu? Paylaşacak anılarınız olsun diye mi yanınıza aldınız? 5. Sokakta gördüğünüz dilencilere para verirken de mi bir çıkarınız yok? Mesela sevap kazanacaksınız? Mesela vicdanınız rahatlayacak?… Örneklemeleri kendiniz de çoğaltabilirsiniz. Kimden ne çıkar elde edilir yada kiminle ne paylaşılır? Bu ve benzer durumlar aslında zihnimize kaydedilmiş, çözümlenip tanımlanmış kendi gerçekliklerimiz!

“Kendi gerçekliklerimiz” tanımının önemle vurgulamak istiyorum, daha önce de bahsettiğim gibi her kelimenin kişideki kodlaması bir diğerinden farklıdır. Zaten bu kodlamalar ve tanımlamalar farklı olduğu için ilişkilerimizde problem yaşıyoruz. Özellikle de başkaları tarafından (aile, arkadaş, sevgili, çevre..) kazınan bazı kodlamalar size uymayabilir, size kendinizi iyi hissettirmeyebilir. Yani sizin için iş yaşamınız her şey demek olabilir yada ailenizle aranızda sadece çıkar üzerine kurulu bir iletişim vardır.
Hatayı önce kendimizde mi aramalıyız?
Yaşamınızdaki “çıkar” ve “paylaşımı” dengeli olarak paylaştırırsanız kelimelerin gücü ve anlamını daha iyi kavrayabilirsiniz. En büyük yanlışı hep tek yönlü yaklaşımlarla yapıyoruz. Bir insana, hayvana hatta yaşadığımız şu Dünya’ya bile.. İkisinin arasında bir denge olmadığında sürekli kendinizi bir seçim yapmak zorunda hissedersiniz. İçimizde her iki duygunun da var olduğunu kabullenmek gerekir. Bizi üzse, darlasa, uymasa bile sırf kodlanmış olan tanıma uymak için kendimizi olmadık durum ve şartlar altına sokmamalıyız. Kendi serüvenimden yola çıkarak konuyu biraz daha açabilirim.

“Çıkar” benim için yasaklı kelimeydi bu nedenle herkesle her şeyimi paylaşırdım. Paramı, sevgimi, oyuncaklarımı, yeni aldığım kalemlerimi, kıyafetlerimi, evimi, makyaj malzemelerimi, kasetlerimi, CD çalar, kaset çalar,..vb Aklınıza gelebilecek her şeyi! Gelip istemeniz yeterliydi. Sizi tanımasam bile ihtiyacınız olduğunu düşünür verirdim. İş bu verdiklerimi istemeye geldiğinde de hep üzülürdüm, yeni aldığım oyuncağım artık kırıktı, kalemlerimi kaybetmişti, kasetimi bozmuştu, makyaj malzememi nerede bıraktığını hatırlamıyordu bile.. Önce kimseye hiç bir şeyimi vermemeye ve her soruya “hayır” yanıtı vermeye başladım. Dostlarıma, güvenebileceğim insanlara bile aynı muameleyi yapmaya başladım. Ama bu durum da beni mutsuz hatta rahatsız etti. Üstelik huysuz ve yalnız, paylaşmaktan korkar hale getirdi.
Sonra şunu denedim, yasaklı kelimemle barıştım! Bu hissi reddetmek bu davranışı yok saymak olmazdı. Evet, arada sırada bende kendi çıkarlarım için hareket edebilirdim!
Tek kuralım var; çıkarlarım doğrultusunda hareket ederken kimseyi üzmeyecek, ezmeyecek ve paylaşırken de beni üzmelerine, ezmelerine müsaade etmeyeceğim.
Hepsi bu! Durum her nasıl sonuçlanırsa da sonuçlansın bundan keyif almaya baktım. Yeni ilişkilerimde bu kuralı uygulamaktan keyif alırken eski ilişkilerimi de bu kurala göre gözden geçirdim. Çevremde beni üzen, rahatsız eden, bir türlü rahat edemediğim olayları tersine çevirmeyi denedim.

Mesela 1. en yakın arkadaşıma artık bize gelirken kendi kıyafetlerini getirmesini söyledim, çünkü benim kıyafetlerime zarar veriyordu, getirmezse ona yardımcı olamayacağımı söyledim. Ayrıca artık hafta içleri bana gelemeyeceğini çünkü okula uykusuz gittiğimi, eğer isterse hafta sonları istediği yere gidebileceğimizi söyledim. Bana gelmeyi yavaş yavaş bıraktı. 2. Erkek arkadaşımla buluşmak için 2 vasıta değiştiriyordum ve ortalama 1,5 saat yol gidiyordum. Buluşmaların yarısını bana yakın yarısını ona yakın yada ortak bir yerde yapmazsak artık onunla görüşmeye gelmek istemediğimi söyledim. Önce bendeki değişimi ciddiye almadı, her hafta sonu beni yaşadığı yere çağırmaya devam etti. Gittiğim son görüşmemizde bana her şey için teşekkür edip, çok uzak yerlerde oturduğumuzu söyleyerek beni terk etti. 🙂 3. Annem ona her ay verdiğim paranın yetmediğini ve artık faturaları da ödemem gerektiğini söylediğinde bunu kabul edemeyeceğimi söyledim. Fazlasını ödeyebileceğim bir gelirim yoktu. Zaten yarısını ona veriyordum bunun dışında yaptığım harcamalar da kardeşime harçlık, kredi kartı ve telefon hattı ödemesi, arada bir dışarı çıkmaktı. Aylık çok az bir tutarı da kenara ayırıyordum. Benim çıkarlarıma uymadığı için kabul etmedim.
Hep alırlar ta ki “sen” onları bırakana kadar!
4. Dilencilere para vermeyi bıraktım mesela.. Sevap kazanmak için ona para vermemeliydim, o söylemeden içimden gelmeliydi. Ayrıca dilenmek günah değil mi? O halde neden günaha ortak olayım? Hayır, dilencilere para vermek artık bana uymayan bir davranış. Vicdanımla oynamayı bırakın! 5. Çalıştığım yerimdeki insanlarla aramdaki ilişkileri gözden geçirdim. Buradaki her birey çıkarcı olamazdı, yada herkes benimle bir şeyler paylaşmak zorunda da değildi. Ofis içinde kimin neye ihtiyacı varsa (kalem, çikolata, çay, sakız, bant) bende bulabilirdi ve stoklarımı hep güncellerdim. Son stok bittikten sonra güncellemedim. Ama bazıları gene de masama gelmeye devam etti hatta neden tekrar almadığımı soranlar oldu. Kimileri daha sonra teşekkür amaçlı bana bir şeyler getirdi (çikolata, cips, çay) kimileri de ihtiyacım olduğunda hiç bir şeyini paylaşmadı.
Her çıkarım sizi mutlu mu etmeli ?
Böyle böyle yaşamımdaki belki de fazlalık ve yüklerden yavaş yavaş kurtuldum. Sadece tek yönlü yaklaşımlarda bulunduğum ilişkilerimi, arkadaşlıklarımı bitirdim. Artık kimden ne aldığımı da kime ne verdiğimi de biliyorum. Bunu bilmek beni hem mutlu hem tatmin ediyor.

Her gün , her an, karşımıza çıkan her durum ve olayla beraber bazı seçimler yaparız. Bazen iyi bazen kötü bazen gereksiz ama bu seçimlerle var oluruz ve yolumuza devam ederiz. Yaptığınız seçim ve tercihlerin nedenini bilerek, kavrayarak yani düşünerek hareket ettiğinizde daha bilinçli yaşayabilirsiniz. Çıkar ve paylaşım iki insan arasında dengeli olduğunda sonuca ulaşır, diğer türlüsü yorucu ve sonunda bir taraf için istenmeyen şekilde sonuçlanabilir.
Bu iki olguyu yaşamımda dengelemek, onları anlamak ve anlamlandırmak benim için oldukça uzun bir süreç (yaklaşık 4 yıl kadar) oldu. Arada çok kızdığım, isyan ettiğim, inanamadığım durumlar yaşadım. Vazgeçip tekrar eski halime döndüğüm oldu. Ama ne yaparsam yapayım ikisini dengeli biçimde kullandığım kadar ki kadar tatmin ve mutlu olamıyorum. Tek yönlü kurulan ilişkiler zamanla yıpratıcı, üzücü olabildiği gibi sizi boşluğa da itebilir. Yıllardır tanıdığınızı sandığınız insanlarla sorun yaşayabilirsiniz. Çıkarlarınız ters düşebilir.. Aslında gerçekleşen kendi seçimlerinizin sonuçlarıdır ve bazen bu sonuçlara katlanmak ağır gelebilir. Elbette her olaya ve duruma kafanızda bu ayrımla yaklaşamazsınız, tarif etmeye çalıştığım şey farkında olmak! İçimizde olan bu duyguları belki de yeniden anlamlandırmak, yeniden tecrübe edinmek, yeniden başlamak!
Bazen kaybetmek de güzeldir, yeni şeyler kazanabilirsiniz..
En yakın arkadaşımı kaybettiğimde büyük bir rahatlama yaşamam gibi, erkek arkadaşımdan ayrıldığımda okuldaki başarımın artması gibi, anneme karşı çıktığımda kendimde büyük değişikliklere adım atmam gibi.. Kendinizi kandırmadığınız ve karşınızdakini de kandırmaya çalışmadığınız müddetçe ne çıkarlarınızın olmasının ne de paylaşmanın zararı olabilir.
Bazen içimden gelir ve birilerine hediye alırım. Hediyeyi seçmek, almak, paketlemek ve verme süreçleri beni inanılmaz mutlu eder. Mesela bundan ne çıkarım olabilir diyebilirsiniz ama yaptığım şey bir yandan kendimi de mutlu etmek. O süreci yaşamayı seviyorum çünkü! 🙂 Bazen otobüste yaşlılara, hamile yada çocuklu insanlara yer veriyorum. İhtiyaçları olup olmadığından değil, yardım etme duygumu tatmin etmek için yapıyorum. Hem yer verdiğim insan hem de ben mutlu oluyoruz. Daha güzel ne olabilir ki? Bazen bazı arkadaşlarımdan gelen her buluşma talebini kabul etmiyorum. Zamanımı kiminle ve nasıl paylaşmak istediğime o anki duygu alışverişime bakarak karar veriyorum. Onunla dışarı çıkmanın bana ne faydası olacak yada ne paylaşacağız? Bu ayrımları artık zihnim otomatik olarak yapıyor ve eğer gene de mutlu olmazsam durumu baştan sorguluyorum. Yani yeni kodlamayı ve bununla gelen değişimi zihninize bir kez öğrettiğinizde seçimlerinizi otomatik olarak hep sizi daha mutlu edecek şekilde vermeye başlayacaktır. Deneyin göreceksiniz! 🙂

Hayat ne hep almak, ne de hep vermek üzerine olmalı, o yüzden yaşamımızdaki ilişkilerimizde çıkar kadar paylaşım, paylaşım kadar da çıkar olmasından yanayım. Konuyla ilgili, izlediğimde kafamdakileri bir yere oturta bildiğim, beni heyecanlandırdığı kadar da hayran bırakan bir film önerim olacak. Filmin başrol oyuncusu Jessica Chastain “Miss Sloane” karakterini canlandırıyor. Miss.Sloane kazanmanın bazen ağır bedelleri olabileceğini öğreniyor. Çıkarların havada uçtuğu, lobicilik nedir özetleyen, harika taktiklerin döndüğü müthiş zeki bir kadının verdiği savaşı izleyeceksiniz. Beni en çok etkileyen şey süreç içerisinde Elizabeth’in geçirdiği değişim olmuştu. Umarım siz de izlerken keyif alırsınız.