Serüven 1.1: İlk Kırılım

Hepimizin yaşamlarında belirli kırılım noktaları vardır. En tepedeyken yaşanır bu kırılımlar. Enerji yükseldiğinde patlar ve başka güzelliklere ışık tutar. İşte bu da benim ilk kırılım, ilk uyanış ve yaşama karşı ilk kez dik duruşumun hikayesi..

“Üniversitedeyken beraber olmaya başladığım erkek arkadaşımla (Alp) ilişkim 3 yıl sürmüştü. Yaşı benden 2 yaş büyük olmasına karşın benden 1 dönem alttaydı. Ben mezun oldum ve 1-2 ay sonra bulduğum ilk işe başladım. Alp öğrenci ben çalışan.. Gittiğimiz yerlerde ödemeleri daha çok ben yapmaya başladım. Alp buluşmalarımızda giderek daha sessizleşmeye, bazen buluşmalarımızı ertelemeye başladı. Ona mezun olduktan sonra ne yapmak istediğini sorduğumda, önce askerlik yapıp sonra memleketine döneceğini sonrasında da bakacağını anlattı. Yani geleceğinde benimle ilgili bir planı da yoktu, o halde neyi bekliyorduk? … Ofisimiz plazadaydı, kılık kıyafet yönetmeliğimiz vardı. Bu nedenle de iş kıyafetlerim ve gündelik kıyafetlerim olarak gardolabımda iki düzenim olmuştu. Bir gün Alp’e üzerimi değişip geleceğimi söylediğimde telefondaki yanıtı şöyle oldu “Bu iş kıyafetlerinde her nasıl bir şeyse benim yanımda giyilemiyor!”. Bu ilk tartışmamız, benim de kırılım anlarımdan biriydi. Sonrası daha da şiddetlenerek devam etti ve artık ben de onunla buluşmak istemez hale geldim. Alp’in önceliği okulu benim önceliğim işimdi. Bir süre mesafeli konuşmalar, kısa sohbetler, hatta artık sadece mesajlaşmalar..

İlişkiyi yaşamıyor sadece ayrılığı erteliyorduk.

Korkularınızı ertelemek, endişelerinizi yok saymak yani bir şeyleri görmezden gelmek asla sağlıklı bir çözüm yöntemi olamaz. Kendinize güvenmesini öğrenin, o size asla ihanet etmez.
#selfesteem #özgüven #kendinegüven

Diğer yandan ailem de ne zaman evleneceğimizi, yada artık ciddiyete bağlanmasını istediklerini söyleyip duruyorlardı. Acaba yanlış mı yapıyorum dediğim ve ilişkiye ikinci bir şans vermek istediğim bir sefer bana öyle hakaretler etti ki, beni seven bir adamın ağzından dökülen kelime ve yakıştırmalara inanamadım. Tartışmanın sebebi şuydu; iş yerimde sözlü tacize uğramıştım ve bununla baş edememiştim. Ne yapacaktım? Önce Alp’den yardım istedim ve bana yanıtı şöyle oldu; “Adama kuyruk sallamazsan sana yaklaşmazdı! Kim bilir sen ne yaptın ve şimdi benden senin için başımı derde mi sokmamı istiyorsun?!”. Ve şöyle devam etti; “Adamla baş başa kalmamaya çalış, makyaj ve dekolte yada ilgi çekici kıyafetler giyinme! Çok gerekirse beni ararsın, bakarız.” Eve ağlayarak döndüm, işi bırakmak istediğimi söyleyip, durumu anneme de anlattım ve benzer yanıtlar aldım; “Yani güzel bir kızsın, bu sorunla her yerde karşılaşacaksın, o yüzden sırf bunun için iş bırakılmaz! Alp’de haklı çocuk ne yapsın! Adamla arana sen mesafe koyacaksın, çok bir şey olursa kardeşini ara! Alp’in başını yakma, çocuk zaten okul okuyor, sen çalıştığın için yeterinde gurur yapıyor bir de bununla uğraştırma onu!” Ve bu konuyla tamamen baş başa bırakıldım. Kendimi çok yalnız hatta ufacık ve değersiz hissettim. İçimdeki soğukluğu ve yalnızlığı ilk o zaman fark ettim. Sevdiğim, değer verdiğim bu insanlar aslında beni gerçekten sevmiyorlar mı?! Bana neden değer vermiyorlar? Acaba haklı olabilirler mi? Başıma gelenlerin tek sebebi ben miyim? Bunları yaşamayı ben mi istedim? Benzer soruları kafamda döndürüp dururken arzularımdan da birer birer vazgeçmeye başladım, isteklerimden, hayallerimden, düşlerimden, sonra da kendimden..

Artık otobüste, yolda yada metrodaki elle yapılan tacizlere bile aldırış etmiyordum.

Neredeyse tüm gün ruh gibiydim, içimde bir şeyler ölmüş yada benden alınmış gibi boşlukta hissetmeye başladım. Ve aldığım kararların doğru olmadığına, benim yeterince akıllı yada becerikli biri olmadığımı düşünmeye başladım. Kendi adıma alacağım tüm kararları başkalarının, bu durumda Alp’in ve annemin almasına izin veriyordum. Aslında yeni bir kırılımın başındaydım ama üzüntümden bunu fark edememiştim.

Ta ki bir gün onunla tanışana dek…

Her zaman kurtarılmayı beklemeyin, bazen kendi kendinizin de kurtarıcısı olun.
#superman #kurtarıcım #beklenen

Bir gün bizim servise gelmeye başladı, o zamanlar ona Superman diyordum. 🙂 Önce serviste ufak sohbetler etmeye başladık, çoğu işle ilgiliydi ve bana taktikler veriyordu. Sonra benim konuşmaya ne kadar ihtiyacım olduğunu fark etti ve hafta bir kez iş çıkışlarında beraber kahve içmeye başladık. Öncelikle erkek arkadaşımla ilişkimi düzeltmek için bana yardım etti, sonra işle ilgili bir çok yardımı oldu. Hala iş yerimde başkaları tarafından sözlü tacizlere uğruyordum, hatta yeni amirimin bana el kol hareketleri de oluyordu ve ben üzüntümden zayıflamaya başlamıştım. Alp ve annemin aksine Superman bana bunların benim yüzümden olmadığını dolayısıyla da asla hak etmediğimi ama mutlaka tepki vermem gerektiğini öğütledi. Nasıl yapacağımı, tepkilerimi yeniden nasıl harekete geçireceğimi… Nasıl mutluydum! Bana inanan ve beni dinleyen en önemlisi beni suçlamayan biri vardı karşımda!

Yeniden gülmeye başlamıştım, bu durumun bitebilecek olması bile beni mutlu etmeye yetti!

Bu süreçte yanımda olacağına ve bahsettiğim kişileri de daha iyi gözlemleyeceğine, hatta onlarla yalnız kalmama izin vermeyeceğine söz verdi. Ona bir bakmam yetecekti. Ve öyle de yaptı! Tüm bunları yaparken de bazı şartları vardı; “Kendine güven! Sen istersen tulum giy gel gene de onları yapmak istedikleri şeyden vaz geçiremeyeceksin, o yüzden başkaları için değil kendin için yaşamalı ve ne istiyorsan öyle giyinmelisin, utanması gerekenler onlar, sen değilsin! Yeniden gülümse ve hatta onların gözlerinin taa içine bak ve korkmadığını onlara göster! Sen korktukça üzerine gelmekten daha büyük keyif alıyorlar, köşeye sıkışmış hallerin bile onları tatmin ediyor.” Söylediklerini nefes gibi içime çektim, uzun aradan sonra kalbimin atmaya başladığını ve ciğerlerime inen oksijeni hissettim ve ağlamaya başladım ama bu sefer gülüyordum. 🙂 Ofisteki tüm tacizlerden birer birer kurtulmaya, hatta bazen onlara laf sokmaya yetmiyormuş gibi daha güzel ve bakımlı giyinmeye, işime tekrar özenle çalışmaya başladım. İnsanlar bendeki değişimi fark etmişler ve anlamlandırmaya çalışıyorlardı. Özellikle arama mesafe koyup açıkça tavır aldığım amirim! Artık şakalarına gülmeyişime, masasına gitmeyişime bozuluyordu. Her işimi e-mail ile hallediyordum. Tepkim karşı bir tepki doğurmuştu ama artık ben tekrar korkak olmamakta kararlıydım. Tüm bu süreçlerde tek ve yegane yardımcım Superman’di. Beni anlıyor, dinliyor ve yaşadıklarımdan kurtulmam için geçirmem gereken evrelerde yanımda oluyordu. Yavaş yavaş Alp ve annemle hiç bir şey konuşmaz hale geldim ve bir zaman ikisi de beni karşısına alıp “Sende bir değişiklik var ve bu benim hoşuma gitmiyor. Şu yeni arkadaşın seni kötü etkiliyor bak demedi deme!” dediler. Anneme kulak bile asmadım. Alp’e de “Senin yapman gerekeni o yapıyor diye mi kıskanıyorsun? Büyü ve ergen konuşmalarınla beni yorma!”dedim. Yaşadığım mutluluk öylesine güzeldi ki bunu bozmalarına izin vermeyecektim, evet ben değişiyordum ve bunu deneyimlemekten keyif alıyordum! Bu his o kadar güzel o kadar farklıydı ki, onlara anlatmak bile istemedim, kendim yaşamak, kendim hissetmek ve gizli tutmak istedim. Böylece Superman’le olan görüşmelerimi ikisinden de gizlemeye başladım. Bütün dertlerimi, sıkıntılarımı ve işle ilgili hamlelerimi çözen biriyle görüşmeyecekmişim! Yok yaa, pışıık! Sen annem olarak beni pazarlamak, sen de sevdiğim adam olarak beni korumak yerine kendimden nefret etmeme, tiksinmeme, alçalmama, yok olmama izin verip üstüne o hallerimi çok sevdiniz öyle mi? Ve şimdiki bu ne istediğini bilen, kendi kararlarını alan yeni kızı da sevmiyorsunuz demek? Alp beni kaybetmeye başladığını anladığında Superman’le olan görüşmelerime ses çıkartmamaya başladı. Artık haftada 3-4 kez Superman’le görüşüyordum, ancak ayda 1 kez de Alp’le. Annem evde bana cephe almıştı, “Seni seven ve belki de evlenecek olan adamı, bunca seneyi çöpe atıp şu zibidiyle dolaşıyorsun! Alp’e büyük haksızlık ediyorsun!”

Sonra bir şey oldu ve Superman ortadan ansızın yok oldu!

Telefonlarını açmıyor, işe gelmiyordu. Görüştüğümüzü kimse bilmediğinden gidip birilerine de soramıyordum. Önce hastadır dedim, ama aradan 1 hafta geçmişti. Ona ulaşamamak, nerede ve nasıl olduğunu bilmemek beni müthiş endişelendirdi. 2.hafta da geçti.. Artık kalbim sıkışmaya başlamıştı, nedenini anlayamadığım bir sebepten .. Ve 3.hafta; artık ofiste nefes alamamaya başladım, nefret ettiğim bu insanların arasında sadece Superman varken durabiliyordum oysa şimdi savunmasız kalmıştım üstelik kendimdeki bu garip tepkileri de anlayamıyordum. Ofiste Superman’le de ortak bir arkadaşım ve güvendiğim bir kız vardı, yanına gidip acil konuşmamız gerektiğini söyledim. IK’da çalışıyordu ve Superman’in nerede olduğunu da ancak o bilebilirdi. Konuşmanın sonunda nerede olduğunu öğrenemedim. Üzülerek masama döndüm. Aynı gün öğleden sonra Superman bana selam bile vermeden hızlıca yanımdan geçip masasına geçti. IK’daki arkadaşımla göz göze geldik ve telefonuma bir mesaj geldi.

“Benimle hemen yukarıda buluş!”

Bana göre aşk; aşık olmanın verdiği o güç,o mutlak inanç duygularının dışa vurumu. Aşk yaşanınca güzel, paylaşınca müthiş ama tek başına hissetmek, hissedebilmek bile bam başka bir şey.. Ahh Aşk
#aşk #Love

Yazan IK’cı arkadaşımdı. Ben daha bir kelime kuramadan “Sen aşıksın!” dedi ve gülmeye başladı. Bende ona “Ya ne aşkı delirme, 3 haftadır bir haber bile vermeden ortadan kayboldu, elbette endişelendim ama arkadaşız biz! Ayrıca benim de bir sevgilim var!” Superman ofise döndükten sonra benden uzak durmaya başladı. Bu, karnımdaki ağrıların daha da artmasına sebep oluyordu. Beni resmen görmezden gelmeye başlamıştı. Ne yapmış olabileceğimi anlayamadım, sorularıma cevap bile vermedi. Bu süreçte IK’daki arkadaşım hem onu hem de kendi duygularımı anlamama çok yardımcı oldu. Bir gün ikimizi fark ettirmeden bir araya getirdi ve konuşmamız için ikna etti. O gün, o an daha da iyi anlamıştım; evet ben bu adama aşık olmuştum ama benim hayatımda biri vardı. Karşılıklı birbirimizden uzak durma, aramama ve artık iş dışında görüşmeme kararı aldık. Tokalaşıp ofise geri döndük. Ona ne hissettiğimden bahsetmemiştim, sadece herkesten ve her şeyden çok onunla vakit geçirmekten keyif aldığımı inkar edemeyeceğimi söylemiştim. Bunun yanlış olduğuna ve hayatımda var olan insana haksızlık ettiğimize karar verdik. Fakat benim için hiç bir şey eskisi gibi olmadı…

Zihnimde tehlike çanları, kalbimde kocaman bir gümbürtüyle, yeni bir kırılım daha yaşadım..

Önce ne hissettiğimi kabullendim. Sonra Alp’e bu ilişkiye devam etmeyeceğimi söyledim. Superman’e de; isterse gene sadece iş arkadaşım olarak kalabileceğini ama ona aşık olduğumu söyledim. Hissettiklerimi ne erteleyebilir ne de gizleyebilirdim. Kuş gibi rahatlamıştım, uzun zaman sonra karar alabilmiş ve bunu uygulamıştım. Hiç kimse için değil ama kendim için bir şey yapıyordum! Mutlu olmak, hissedebilmek için! Ve sonra bir an.. Evdekiler Alp’den ayrıldığımı öğrenince kıyamet koptu sanıp bana yanlış yaptığımı, ondan daha iyisini mi bulacağımı, artık tamam evde kalmış bir insanmışım, yazık olmuş bunca seneye… Vıdı da Vıdı vıdı da vıdı beynimi yemeye başladılar, araya girip açıklama yapmama yada neden böyle olduğuna yada ne hissettiğime önem bile vermediler ve sonunda dayanamayıp”Yeteeeer!” diye çığlık attım! Sonra şunları söyledim;

Kendi yarattığınız hapishanenin tutsağı olmayın! Sizi düşünceleriyle o hapishanelerde tutmalarına izin vermeyin!
#Birey olmak #kendin olmak #kendini tanımak

“Bu hayat benim hayatım! Kiminle geçireceğime, kiminle olacağıma siz karar veremezsiniz! Yaşamak istediklerime engel olamazsınız, bundan sonra asla! İster beğenin ister beğenmeyin işte bu yeni ben! Canınız isterse tanırsınız, istemezse keyfiniz bilir! Bıktım sizin sahte yüzlerinizden, yalancı ve aldatıcı tutumunuzdan! Ben sizin pazarlayabileceğiniz bir beden değilim! Benim isteklerim , arzularım ve seçimlerim var! Yanlış yada doğru, size göre yaşamayacağım! Hiç soruyor musunuz ki belki Alp bana yanlış yaptı? Hiç mi umurunuzda değil ne hissettiğim? Yada belki böylesi daha iyi olacak ne biliyorsunuz? Nasıl da eminsiniz Alp benim için en iyisi, hani hiç bana göre değildi? Birlikteyken böyle demiyordunuz, ayrılınca mı Alp değerli oldu? Yazık şu hayattan keyif almadan , öylece yaşıyorsunuz! Ama ben sizin gibi olmayacağım!” Ailem dediklerimin cevabı şöyle oldu;

“Senin kadar nankör birini tanımadık! Senin iyiliğini istemekten başka bir şey istemiyoruz. Ama senin kurduğun şu cümlelere bak! Sen istesen de bizim gibi olamazsın! Alp gayet düzgün bir çocuktu, sana ne yapmış olabilir? Biz malımızı biliyoruz! Kesin sen bir şeyler yaptın, tabiii o yüzden bu kadar öfkelisin, o yüzden bi gizemli havalar bişiler anlatmamalar falan.. Çok değiştin sen! Kendinde değilsin! Bundan sonra da tek başınasın, canın ne isterse yap! Yap da gör bakalım bizim değerimizi anla! Hoş bu kafayla sen hiç bir şeyi anlayamazsın! Ne isteği ne arzusu sen ne anlarsın bu laflardan! Gerizekalı! Bir boku becerebildiğin yok! Tamam, hadi bakalım o serseri adamla da sevgili oldun galiba, yazık Alp’i de bir serseri için mi bıraktın?! Seni bu saatten sonra kimse de almaz, senin gibisini ne yapsınlar? Alan olsa da geri kapımıza getirir, bu beceriksizi alın diye! Tüüü sana yazıklar olsun!”

İster inanın ister inanmayın, bu ve devam eden bunun gibi kavgalara rağmen ben hep kendimi kuş gibi hafif ve özgür hissettim. Çünkü biliyordum, bir değişim yaşıyordum ve bu değişim eğer onların istediği gibi değilse daha da güzeldi çünkü doğru yoldayım demekti. 🙂 Değişiyordum, ve artık beni durduramazlardı. Baş kaldırıyordum, kabul etmiyordum, isyan ediyordum. Elbette buna kızacaklardı. Elbette rahatsız olacaklardı. Bunları bekliyordum , asıl beklemediğim sonrasında içimde yaşadığım bu yeni huzur, sakinlik ve GÜÇ duygularıydı.

İşte benim ilk kırılımım ve devamındaki değişime ilk adımlarım böyle başladı..