Mutlu olmayı düşündüm de .. Eğer mutlu olmak için birden fazla insanla bağ kurmaya ihtiyaç duyuyorsak neden bir kişi ile evleniyoruz? Ve evlendiğimizde neden o bir tek kişi bizi mutlu etmeye yetmiyor? Zaman zaman başkasıyla da vakit geçirmek istiyoruz. Peki köylerdeki insanlar, kutuplardaki insanlar, kendi dünyasına çekilmiş insanlar nasıl yaşıyorlar? Mutlu değiller mi? Yada mutluluğu aramıyorlar mı?
Evren aradıklarımı sunarken, yaramaz bir çocuk gibi hediyemi arkasında saklıyor olmalı!
Mutlu olmak için ne gerekiyor? Ne yapalıyım? Mutluluk anlık bir deneyim ve öyle sürekli peşinde koşulacak bir duygu değil. (bunu hepimiz acı acı öğrendik) Tıpkı tazı ve tavşan gibi. Kovaladıkları gerçek bir tavşan değil ama gene de koşuyorlar çünkü bir tazının amacı bu ‘Koşmak’. Peki benim amacım ne? Ömrüm boyunca mutluluk aramak ve onun peşinden koşmak mı? Yakalayacağını düşünerek koşan ama asla yakalayamayan o tazılar gibi mi olmak istiyorum ? Sadece koşmanın verdiği, bir amaca sahip olmanın verdiği hisle mi yetinmeliyim?
Evet, şimdi kafama takılan asıl konuya dönelim: Neden bir kişi ile mutlu olamadığımız halde ömrümüzü bir kişiye adayıp onunla mutlu olacağımıza inanıyoruz? Yada inandığımız şey neden bir süre sonra değerini yitiriyor ? Yani bir kişiyle mutlu olamıyoruz, sonra dostumuz ve arkadaşımızla mutlu olmaya çalışıyoruz, eh onlarda her an yanımızda olamazlar, herkesin bir hayatı ve akışı var. Aileyle geçirilen zaman? Arada iyi bir ilişki varsa bunun yardımı olabilir ama yaş ilerledikçe onlarla paylaştığımız şeyler daha çok onları mutlu etmek adına oluyor. Bu seçeneği de eliyorum. Başka ne olabilir? Varsa evcil hayvan dostunuzla geçireceğiniz zamanlar sizi mutlu hatta huzurlu edebilir ama işten gelince ağzında topuyla sizi beklerken her akşam buna enerjiniz olmayabiliyor. Onu da geçtik. O zaman geriye kendim mi kaldı? Kendi kendime mutlu olmak.. Acaba bunu mu beceremiyoruz yada korkuyoruz?
Beynimiz etrafımızdaki her bir bireyle etkileşim halindedir ve bundan mutluluk duyar. Uzun süren yalnızlık haliniyse hiç sevmez!

Burada devreye sevdiğim insanın girmesi gerek ama kısa yaşamlarımıza baktığımda her iki insanın da aynı anda mutlu ve aynı anda mutsuz olma eylemi gerçekçi değil. Yani ben sabahları mutlu uyanan biriyim ama eşim suratsız ve hatta agresif uyanan biriyse o halde ben her sabah işkence görüyor gibi olurum. E evlenmeden sevgilime bunu sorabilir yada şart koyabilir miyim peki? Hiç sanmıyorum, komik olurdu. Muhtemelen bir süre sonra eşime ya tahammülüm olmaz yada sabahları ondan kaçar halde olurum.
Acaba uzun vadede yitirilen şey anda kalmayı becerememek mi? Bunu becerebilmek aslında kimi zaman kolay ama yanındaki insan bunu yapamayan biriyse iş gerçekten de çok zor oluyor. Ben evliliğin kutsal ve bir ahengi olduğuna inanırım ama bunca boşanma, şiddet ve sevgisizlik de beni ürkütüyor. O nedenle çok istesem bile bundan kaçıyorum. Çok kafam karıştı. Neden istediğim bir şeyden insanlar bunu doğru beceremiyor, kendilerine ve karşılarındakine dürüst olamıyorlar diye vazgeçmek zorunda kalıyorum ? Seçimler bize dayatılmasa daha güzel olmaz mı?
Reklam panolarının olmadığı her yerde kendimi huzurlu ve güçlü hissediyorum.
Birde şöyle bir konu var, ki daha sonrasında mutlaka bunu araştıracağım; mutlu olmak anlık iken mutsuzluk neden daha uzun sürüyor? O da anlık bir his olsun ve sonrasında uçup gitsin. Yada mutluluk için çabalamak gerekirken mutsuzluk her an her yerde. Tıpkı bir sineğin şekere konması gibi her an üzerinize yapışabilir. Haksızlık değil mi? Mutluluk anlık ve peşinden koşulmaması gereken bir hisken mutsuzluk süreklilik gösteren ve benim peşimde koşan bir his! Ama bunu nasıl değiştirebilirim ? Peşimi bırakmasını nasıl sağlarım? Şöyle bir anım var;
Erkek arkadaşıma eğer istemiyorsa gelmemesini, özleminin bir süre sonra geçeceğini ama eğer gelirse de artık beni üzmemesini söyledim. Kendi içindeki gel gitleri beni çok yormaya başlamıştı, ya kal ya git. Bu şekilde bağlansam mı vaz mı geçsem karar veremiyorum. Sonunda gitmeye karar verdiği gün benim ona bağlanmayı seçtiğim gündü. Sonrada en acı cümleleri söyledi ‘Seni kız arkadaşım olarak kabul edemiyorum, içim seni almıyor.’ Devamında kulağımda sadece bir çınlama vardı. Yüreğimin paramparça edildiğini, üzerine çıkılıp tepinildiğini, değersizce yok edildiğini dehşet içinde izledim. Kanımın çekildiğini, etlerimin lime lime edildiğini sonunda tüm kemiklerimin kırıldığını ardından kalbimin durmayı bıraktığını hissettim. Tüm bunlar gerçekten de olmuş muydu ? Bu şekilde hissettiğini uzun zamandır hissediyordum ama erkek arkadaşımın kendine bunu itiraf etmesi, kendine dürüst olmayı seçmesi çok uzun sürdü. Sonuç; o rahatladı bende kucağımda bir bombayla kala kaldım.
Başkalarının çöplerini taşımaktan kendiminkileri atmayı unuttum!
Birliktelik kadar ayrılıklar da normal, hatta nefret edildiği halde ayrılık olmaması anormal! Konu neden olduğu değil, nasıl geçeceği? Tabiki de çok mutsuzum o günden beri, anlık mutluluklarla yaşadığımı duyumsamaya çalışıyorum. Ama sorularım cevapsız kalıyor, neden mutluluk bana illa biri vasıtasıyla yada bir nesne üzerinden gelmek zorunda ? Neden tek bir kişi beni mutlu etmeye yetmedi? Yani tam tersinin beni mutlu edeceğini savunmuyorum, bir yada daha fazlası değil takıldığım şey, mutluluğun tüm günümü ve anımı yalnızca bir varlık üzerinden gelmesini beklemenin saçmalığından bahsediyorum! Nesneler ve gıdalar üzerinden gelen mutluluğa kanmamak gerektiğini biliyorum. Bundan vazgeçeli yıllar oldu. Diğer yandan da bilim müzik dinlemek, sevdiğimiz bir gıdayı yemek, seks yapmak, dans etmek, yeni biriyle tanışmak gibi bizi mutlu eden şeylerin beynimizde havai fişek etkisi yarattığını gösteriyor. Bunlardan vazgeçmek de mutsuzluk ve beyinde yorgunluğa neden oluyor. O nedenle bu şekilde gelen anlık mutlulukların da farkındayım. Ancak bunu sürekli yada günlük rutin hale getirmeli miyim?
Bir kişi üzerinden mi, birlikte mi mutlu olmayı denemeliyiz? Yoksa ben mutluyken yanımda birinin daha olmasına müsade etmek mi tüm olay..

Benim şimdilerde aradığım yanıt, başkasına ihtiyaç duymadan nasıl mutlu olmayı becerebilirim? Çünkü fark ettim ki yalnız kalabiliyorum, yalnızken bir şeyler yapabiliyorum ve hatta geçirdiğim bu zamandan da keyif alıyorum. Ama sonra bunu biriyle paylaşmadığımda gene mutsuz oluyorum. Yani gene hayatımda bunu paylaşmaktan keyif alacağım biri yada birilerinin olması sonucuna varıyorum. Neden yetmiyor?
Kısacası mutluluğun anlık ve geçici olması, mutsuzluğun her an her yerde olup geçmiyor olmasına anlam veremiyorum. Mutluluğun bir nesne, insan, yemek, yaşam tarzı yada para yoluyla değil kendimi sevmem kadar basit bir kavramla gelmesini nasıl sağlayabilirim? İçsel bir huzurdan, genel bir mutluluk hissinden bahsediyorum. Bazen ne kadar içersem içeyim gene susayacağımı hissetmem gibi.. İçten dışa mutlu olma halini arıyorum! Mutsuzluktan kaçmak yerine onunla baş edebilmek istiyorum.
Bakalım bu serüven nasıl sonuçlanacak.. Bir gün kendi cevaplarıma kavuşmayı arzu ediyorum. Şimdilik bu konudaki fikirlerim burada bitiyor.