Yeni Dünya

Neden hep onları yeterince sevmediğimi söylüyorlar? Bu hiç de doğru değil! Sonrasında çektiğim acıya bakılırsa epey de sevmişim. Acaba onların istediği şeklide mi sevmedim? Bugün çöp kutusundaki eski fotoğraflara bakarken fark ettim gözlerimdeki sevinci, mutluluğu, ışıldamayı. Son zamanlarda en son ne zaman o şekilde gülümsedim ki? Bu da yeterli değilse başka ne yeterli olabilir ki birine onu sevdiğimi ikna etmeye?

“Hak ettiğimizi düşündüğümüz aşkı yaşarız.” The perks of being wallflower

Bunca zaman sevilmediğimi yada kimseyi gerçekten de sevmediğimi düşündüm. Kendinden başka birini sevmek nasıl bir histi ki ben buna sahip olmadığımı düşünüyorum? Sevmenin karşı tarafa hediyeler almak, mesajlar atmak, iltifatlar yağdırmak, her anlamda destek olmak, yanında olmak, dünyamın merkezi yapmak olduğunu sanırdım. Oysaki yanıldığımı şimdilerde anlıyorum. Birine olan sevgimizi kendimize olan değerimizden anlarız, kendimiz kadar sevebilir, bunun ışığını ona yansıtabiliriz. Elinizdeki bir mercekle diğerine bakmak gibidir sevmek, güneşe tutup yakmak değil. Ne kadar güzel olduğunu anlamak için mercek altına alıp karşındakini o mercekle inceleyebilmek gibidir. Tüm güzel yanlarına ışık tutan bu mercek hepimizde var. Oysa biz onu güneşe tutup karşımızdakini yakmak için uğraşıyoruz, yakabildiğimizde elde ettiğimiz güçle aşkı karıştırıyoruz.

Peki nereden geliyor bu inançsızlık? Neden onları sevdiğime inanmadılar ve her biri birer birer hayatımdan gitti. Eskiden gitmeleri doğal gelirdi, ancak şimdilerde bunu tuhaf buluyorum. Çünkü ne ben ne de onlar sevmeyi, sevilmeyi bilmezken bilmediğimiz bir konu yüzünden kavga edip diğerinin kalbini kırıyoruz. Bildiklerimizi paylaşsak, ve bilmediklerimizi kabullensek her şey daha güzel olmaz mı?

Ben sevmeyi ve sevilmeyi bilmem. Beceremem. Daha önce bir kez öğrendim, ancak çok canım yandığından bedenim, zihnim ve ruhum bunu tekrar yaşayacağını anladığı anda beni korumaya çalışıyorlar. Hastalanabiliyorum, korkabiliyorum, gergin oluyorum, iştahım kesiliyor, agresifleşiyorum, tahammülsüz oluyorum, sessizleşiyorum. Ne gariptir ki bunların hiç birisi aşka dair belirtiler değil, ama benim için öyleler. Ne zaman korkumu yenmeyi denesem, doğal bir şekilde, terk ediliyorum. Son ilişkimde biraz beklerse bu tarz tepkilerimin giderek azalacağını ve düzeleceğimi söylememe rağmen bir şey değişmedi, çünkü karşımdaki insanın aradığı şey sevgi değil zaman geçirmekti. Benimle geçirmeyi planladığı süre dolunca da kendi yaşamına geri döndü.

“Tadını çıkar, çünkü gerçekleşiyor.” The perks of being wallflower

Birbirine tamamen yabancı iki insan, sevgi adı altında birbirlerinin yaşamlarına dahil oluyorlar. Birbirlerine zaman ayırıp, tüm ilgilerini ötekine veriyorlar, ancak karşılığında aldıkları şey onları mutlu etmeye yetmiyor. Peki, ama neden? Mutsuz olmak bu kadar kolayken mutlu olmayı seçmek neden bu kadar zor? Mutlu olmak için karşılıklı bir çaba gerekir de ondan. Şimdilerde ilişkilerde olmayan şey bu. Çaba, sabır ve emek. Emeksizce elde edilen ilişkiden ne zihin, ne de beden zevk alıyor. İnsan ilişkisini sanal ortamla, sanal olanla karıştırmaya devam ediyoruz. Böylesi kolay geliyor. Zaten duyguları bastırılmış bir ülkeysen kolay normal geliyor. Gelişmiş kaç ülke var? Ve o ülkede duyguları bastırılmayan kaç insan var?

Yaşamın içinde bir yandan kendi oluşumumuzu tamamlamaya çalışmak, bir yandan gelişen ve değişen dünyada var olmak, bir yandan insan ilişkilerimizi yönetmeye çalışmak kolay değil. Cidden. Tüm bunların sağlıklı bir çevre için geçerli olduğunu unutmamak lazım.  Bunlar birere süreç ve geleceğe dair kendinizle yaptığınız bazen kısa bazen uzun vadeli anlaşmalar. Gelecekte nasıl biri olmak istiyorsun? Cevabını biliyor musun? Bilsen bile bundan yeterince emin olabilir misin? İnsanın önce kendine olan inancı, güveni ve sevgisi üzerine çalışması gerekirken yıllarca hepimize önce başkaları tarafından onaylanmamız gerektiğini öğrettiler. Sevgiyi sahip olduğumuz arkadaş adetinden ölçümlediler. Daha kendini tanıyamamış bir çok kişi, başkası için yorum yapabilmeye ve onu acımasızca eleştirebilir hale geldi. Sorsan kendinden bir haber bir çok kişi öteki hakkında hak sahibi oldu.

Bizden sonraki nesil için yarattığımız gelecek bu mu olmalıydı? Bize yaratılan dünyadan kaçmak için kendimize kurduğumuz yeni dünyadan gerçekten memnun muyuz?

Son yıllarda insanların birbirine olan güvensizliğine karşın benim kendime olan güvenim ve saygım her geçen gün daha da artıyor. Çünkü, artık başlarını yerine en çok kendime inanıyorum, değer veriyorum da ondan. Başkalarından akıl almayı bırakıp kendi kendime kararlar aldığımdan beri çok daha huzurlu ve mutluyum. Hataysa da benim hatam, başarıysa da benim başarım, hepsi tümüyle bana ait! Bastırılmamış, yaşanılmış duygularımı keyifle deneyimliyorum.

“Her şeyi berbat ettim, yarın başka bir gün olacak. Gelecek yıl başka bir yıl olacak. Bu benim hatam senin değil!” Selma Hayek

Duygularını bastırmak denilince aklınıza ne geliyor? Mesela, “işe duygularını karıştırmamak” geliyor mu aklınıza? Oysaki şimdilerde iyi bir yöneticide olması gereken özellikler arasında ilk sırada “iyi iletişim” geliyor. Peki iyi bir iletişim ne ile başlar? Karşındakine değer vermek, karşındakini dinlemek ve empati yapmakla devam eder, değil mi? 🙂 Komik ama hala işin iş kısmına geçemedik, iyi bir lider olabilmek için insani duygulardan bahsediyoruz. Neyi unuttuk da tekrar hatırlamamız gerekiyor?

İçinde bulunduğumuz bu dünyada önceden ne eksikti ki biz onu bulma peşinde giderken bu kadar kaybolduk? Kaybettiklerimizi geri getiremeyiz, yeni kazandıklarımıza da sevinemiyoruz.

Neyse, sonuç olarak hepsi de yanılıyorlar. Her birini ayrı ayrı çok sevdim, her birini tanımaktan keyif aldım. İstediğim için hayatımda yer aldılar. Fakat her biri önce kendi değerlerini bilemedikleri için, sonrasında da  benim değerimi bilmeyen insanlardı. Anladım ki, yaralı biri bir diğerinin yarasını da saramazmış. Bazen benzerlikler can acıtır, farklılıklar güzellik yaratırmış. Yeni anladım ki kendim gibi yaralı insanlarla her ne kadar tanıdık gelseler, bu sebepten güvenilir gibi gözükse bile gerçekler bundan çok uzaktaymış.

Yaralı insanların uzanan eli kestiklerini, acıttıklarını en iyi ben bilmeliydim, ancak ben “yine yeni yeniden” şarkılarıyla büyütülmüş naif bir dönemden gelmeyim.

not: hepsi de benden sonra evlendi. yani hiç bir şey başaramadıysam da buna vesile olmuşum! 🙂

Yeni Dünya” üzerine 2 yorum

  1. Mutluluk yakalamak zor değil ki, nefesini farkedip, çok şükür yaşıyorum demektir mutluluk. Sağdaki soldaki koşuşturanları görmesem de seslerini duyuyorum, havadaki rutubeti, güneşin yakışını, denizin o ana kucağı gibi her noktama dokunmasını hissedebilmektir mutluluk. Mutluluk mavi bir kelebek ordusu biri konar biri kalkar ve etrafında semazenler gibi döner dururlar konduklarını farkettiğin an en mutlu anındır ve o semah dönüşleri tam bir senfonidir mutluluk adına yazılmış.
    Zaman zaman gelen ve gidenler vardır hayatımızın akış duraklarıdır onlar kimi yanlış yönde olduğunu gösterir kimi bi üst levela sıçratır kimine iyi kimine kötü desek de her şer de bir hayr vardır illaki.
    Sevdin mi hayatın o muhteşem nehrini ve kendini bırakıverdin mi tevekkül ile o akışa kaçırmadan her manzarayı izleyerek akarsın ömrü ve takılmadan duraklara niye neden hep beni bulur bu sevgisizler demezsin bile. Çünkü o akışı da sana taşıdığı gülleri de çöpleri de severek akmaya devam ederken sana şarkı söyleyen kuşu da duyarsın muzipçe eteğini havalandıran rüzgarın aslında saçlarını okşadığını da fark edersin. Hayat anların kesişmesi bileşkesidir. Ve ne dün vardır ne yarın.
    Dün adı gibi dünde kalmış ve geçip gitmiştir yarın ise meçhule giden bir gemi. Hayat anlardan oluşuyorsa anların kıymetini o tek gün olan yaşamın tadına varmak gerekir. EKG iz düşümü /\/\/\ gibi olan yaşamda iniş çıkışlarla var oluruz. Eğer ki EKG iz düşümü ——— düz bir çizgiyse hastaya ex olmuş deriz sağlık dilinde. İyi ki bir bugi bugi de gitmek gibidir hayat ve rafting yapmanın keyfi hiç bir şeyle kıyaslanmaz. Sadece manzarayı izleyip keyif almaktır en güzeli… keyifli slalomlarda yenşden buluşuncaya dek hoşçakal deniz kızı…

Bir Cevap Yazın