Serüven 6: Sınırlar ve Titreşim

30.09.2017 tarihinde telefonuma kaydettiğim bir nottan;

“Hak ettiğimizi sandığımız hayatı yaşarız.”The Persk of being Wallflower

“Ne yapmak istiyorum ve aslında Ne yapıyorum?”
Bu iki soru arasındaki balansı kurmaya çalışıyorum. Tam olarak zihnimde olup biten ise;  bu iki kıta arasında bir köprü ve altındaki nehirden de akıp giden düşüncelerim var, bir de oradan oraya koşturan postacı.. İşte tamda kendimi elinde bir zarfla oradan oraya koşturan o postacı gibi hissediyorum. Peki ne yapmak istiyorum?

  • Yeniden içten gülümseyebilmek, Arya ile çimenlerde deli gibi top koşturmak, Arya ile beraber spor yapabilmek, önemli biri olabilmek, önemsenmek, faydalı olabilmek hem kendime hem çevreme, araştırmak üretmek .. Sevilmek
  • Önümde; keyifle uğraştığım bir hobim, kendime kattığım yeni şeyler, zihnimi olumlu geliştiren, yaşamımda bana heyecan veren şeyler olsun istiyorum.. Kapıdaki minik iki kedi gibi.. Nefes alabildiğim, bana ait alanlarda zaman geçirmek istiyorum,
  • Kendi hikayemi yaşamak istiyorum.. Kendi yolumu çizmek istiyorum, kendimi bulmak, kendi yolculuğumu yapmak istiyorum.. Başkalarının düşünce ve yargılarından uzak.

“İhtiyacımız olan her şey içimizde var. Eğer dış uyaranlar olmazsa canımızın ne çektiğini bulacağız!” (TedTalks Müfit Can Saçıntı)

2017 de yazmışım, kimilerini başardım, kimileriyle hala problemlerim var, bazısı hala gündemde ama güzel notlar doğrusu. Hala benzer şeyleri istiyor oluşum enteresan ancak güzel de, sandığımdan daha kararlı ve ne istediğini bilen biri olduğumu fark ettirdi, bu açıdan güzel. Üzücü olan yanı isteklerimden bir kısmını hala gerçekleştirememişim.

Peki öyleyse, biraz yüzleşelim mi seninle Deniz Hanım?

“Ne yapmak istiyorum ve ne yapıyorum?” bu ikilemli soruyu sıklıkla kendimize sorarız değil mi? Şimdilerde bu ikilemde kalmamın nedenini öğrendim, seninle de paylaşmak istedim.  Aslında ne istediğimi ve ne istemediğimi bildiğimi ancak bunu fark edebilmek için “kendimi” dinlemediğimi fark ettim. Yani örnekleyecek olursam, cebimde param ve aklımda da ihtiyacıma hizmet edecek bir nesne var diyelim ki bu bir ayakkabı. Evden çıktım, yolda bir sürü ayakkabı reklamı gözüme çarptı, sosyal platformlar, girdiğim dükkandaki diğer ayakkabılar, satıcının önerisi derken ilgim bir anda dağıldı ve eve bambaşka bir ayakkabıyla döndüm. Evet ihtiyacımı karşıladım ama bunu kendi irademle değil bana dayatılanların etkisinde kalarak yaptım. Tanıdık geldi değil mi? Sen de bir mağazaya gittiğinde gerçekten de kendi seçtiğini mi alırsın? Bir kez daha düşün!

Tüketen değil üreten olmalı, ancak o zaman insan olmaya yaklaşabiliriz.

“Reklamın amacı tüketicinin ihtiyaç sıralamasını değiştirmektir. Gerekirse yeni ihtiyaçlar yaratmaktır.” (Ted Talks Müfit Can Saçıntı)

Şehirde yaşayanların baş ettiği en büyük sorun özünden kopmak, kendine yabancılaşmak. Nedir bu öz ve kendililik ? Kısaca ifade etmek gerekirse: içinden geçeni dinlemek, seçimlerine ve seçmediklerine sahip çıkmak, sorgulamak, anlamak ve dinlemek demek. Bu sadece nesne yada objeler için değil, bedeninizi de dinlemek, ona kulak vermek demektir. Başın neden ağrıyor, canın neden tatlı çekiyor yada neden halsizsin gibi.. Ne zaman kendini dinleyip vücuduna kulak verin? Onu dinlemek yerine ağzına attığın bir hapla uyuşturdun ve sana vermek istediği mesajı örtüledin, ama o sorun hala orada, sadece görmezden gelindi, YİNE!  Peki ne oluyorda bu bağdan kopuyoruz, kendimizden uzaklaşıyoruz, onu dinlemeyi bırakıyor yada reddediyoruz ? Nedeni ilgimizin sıklıkla dış etkenlerle dağılıyor olması, bize biçilen mutluluk tanımına uyup sürünün parçası olma çabamız, yani varoluşsal bir seçim olarak hayatta kalmaya çalışmamız. Peki kendimizi dinlemeyi deniyoruz deniyoruz da neden işe yaramıyor?  Olan şey şu;

  • Yolda olmanın keyfini çıkarmasını bilmiyoruz,
  • Etrafla fazlaca ilgilenmekten iç sesimizi duyamaz hale geliyoruz,
  • Dış seslere gereğinden çok önem veriyoruz bundandır ki cesaretimiz sıkça kırıyor, Hayır demesini bilmiyoruz,
  • Kendimize ait alanımız, zamanımız yok, bu tanımı yanlış şekilde deneyimliyoruz,
  • İhtiyaçlarımızı belirlerken yeterli yada doğru araştırmayı yapmıyoruz, başkalarının deneyimlerinden yola çıkarak çanta hazırlanmaz sadece yolumuza ışık tutabilir, gerçek ihtiyaçlarımızı başkası belirlemez, mesela ben asla seyehat çantama tripot, lens yada çakı koymam,
  • Hedeflediğiniz şeyin değişebileceğini, farklılaşabileceğini ve belki de bize uymayacağını kabullenmiyoruz,
  • Denemekten korkuyoruz, başkasıyla benzer hayatlar yaşayarak kendimizi güvende tutmaya çalışıyoruz,
  • Çok fazla sorgulayıp pek az uyguluyoruz, yani yapmak istediklerimizin büyük kısmını zihnimizin içinde deneyimlemeye çalışıyoruz o da bilmediği sularda yüzmemek için seni yolundan çevirecek binlerce sebep sunuyor.

“Gerçekten içinden geleni yapamıyorsan hiç değilse içinden gelmeyen bir şeyi yapma!” (TedTalks Müfitcan Saçıntı)

Henüz lisedeyken anlatılmıştı, sudaki yüzey dalgaları. Birbiriyle karşılaşınca sönümlenmesi yada yansıması.. #dalga #fizik

Şimdi “kendililik ve öz” ile “sınırlar ve titreşim” tanımlamaları arasındaki bağ nedir diyeceksin ? Yukarıda seni özünden uzaklaştıran dış etkenlerden bahsettim, şimdide elinde olmayan ama farkında olursan en az etkileşimle özünle bağda olabileceğin bir konudan bahsetmek istiyorum. O da kişinin kendine çizdiği görülmez sınırlardan ve etrafla olan etkileşimine dayanıyor. Yani bazen bazı çıkmazlarda takılıp kalmamız bizim suçumuz olmayabilir.  Sonuçta senin elinde olmayan, kontrol edemeyeceğin konulardaki etkileşimlerden nasıl kaçabilirsin ki? Her gün maruz kaldığın ve hoşuna gitmeyen şeyleri nasıl değiştirebilirsin ? Tepkisiz yada görmezden gelerek belki? Bunun pek mümkün olmadığını ve hareketsizlik anında bile hareket halinde olduğumuzu söylesem!. Ne demek istiyorum anlatayım;

Her bireyin içindeki atomların da içindeki kuarklar (atom altı parçacık) birbirinden farklı resimler çiziyor ve hepsi de kendi çizdiği bu resmin en iyisi en doğrusu olduğuna inanırken, hangisi haklı ? Peki ya bu farklı kuarklar yanyana geldiğinde ne oluyor? Etkileşim. Yani her birey bir diğeriyle etkileşim içinde, dolyasıyla yaşadığın semtteki saçmalıklar sana normal gelirken bir başkasına dayanılmaz gelebiliyor, aynı şekilde her birimiz yaşadığımız bu semtlere göre fark etmeden de olsa uyum sağlıyor ve benzerlik gösteriyoruz. Yani üzüm üzüme baka baka kararıyor cidden de. Bunun büyüyerek şehire, ülkeye yayıldığını hayal et. Bu noktada sınırlarla titreşim şöyle şekilleniyor; yaşadığın semt, çalıştığın ortam, hergün gidip geldiğin yol, … En nihayetinde Müslüman bir ülkede yaşayan, başındaki seçtiğin yada seçmediğin insanlar tarafından onların senin için yaptığı, kurguladığı bu ülkede yaşıyor, hayatı onların perspektifinden deneyimlemek zorunda kalıyorsun. Sana kalsa şuraya ağaç eker, şuradaki binayı yıkar, buraya bir bank mı koyardın ?

CERN laboratuvarındaki kuark (atom altı parçacık) çalışması.

Varmak istediğim nokta şu;  kendimize benzeyen ve bizim gibi olana yönelme eğilimimiz var, bazen sevdiğimiz ama bizden farklı olduğu halde tahammül ettiğimiz insan yada çevreler olabilir. Bu durumda kendiniz olmaya devam ederken ayak uydurmak zor olabilir, ancak her seçim sana ait ve senden gelendir. Bunu hatırlamalısın!

Özgürlük; canının her istediğini yapmak değil, Özgürlük; eğer istemediğin bir şeyi yapmıyorsan ÖZGÜRSÜN demektir.” (TedTalks Müfit Can Saçıntı)

Sorumuza tekrar dönecek olursak, ne yapmak istiyorum ve ne yapıyorum konusu birbirine paralel gitmesi gereken, ayna dünyalar gibiler. Arada bir durup yolun neresinde olduğuna bakmanın hiç bir sakıncası yok!

Sınırlar ve titreşim ile yapmak istediklerimiz arasındaki bağı biraz daha açarsam, bazen etrafımızdaki enerjiden fazlaca etkileniyoruz ve uzun vadede eğer farkında olmazsak bizi mutsuz eden bir deneyime sürüklüyor. Bunu fark ettiğinizde ya ortamı, ya insanları yada perspektifinizi değiştirmeliyiz. Korkma kimse bir şey yapamaz, ve aslında asıl korkunun nedeni onlar değil, sensin! Bazen hayır diyebilmeli, sınırlarını çizenilmeli insan. Bunun içinde en çok ve her şeyden önce kendinle sürekli iletişimde kalmalısın. Yani içindeki titreşimleri hissetmeli ve onlara kendilerini ifade edebilme özgürlüğü vermelisin. Şuan ne istiyorum, bunu almak istiyor muyum, şuna ihtiyacım var mı, şimdi nerede olmak isterdim? En doğru yanıtları yalnızca sen verebilirsin, bunun için yüzlerce insana danışmana, sayfalarca kitap okumana, bir aydınlanma yaşamana, türlü türlü deneyimler yaşamana gerek yok, bazen en doğru cevabı sessizliğin içinde buluyorsun, aslında doğrusu da yok bu işin sadece sen ve senin içinden geçenler var. Bırak saçma olsun, bırak aykırı olsun yada sıradan şeyler, sıkıcı şeyler, her ne çıkarsa o yürekten hepsi sana ait hepsi senin ! Daha iyisi olamazdı, daha iyi olmak zorunda değilsin! Olduğun halinle güzelsin, var olduğun gibi, şuanki gibi!

Son olarak sevgili Deniz umarım ateşi harlamanın, suya doymanın hazzına ulaşırsın.. kendini dinlemekten korkma.

Titreşimler hislere sınırlar korkularına dönüşmeden uyan, hükmet hislerine, unut ezberlerini, cesaret et sana çizilen kaderi değiştirmeye, üzülme ben buradayım, en kötüsü asla denememen!

Kimse sevmezse seni ben seveceğim, kimse istemezse seni ben isteyeceğim, bırak onlar bağırsınlar silmesinler gözyaşlarını ,ben sileceğim , özgürlük bizimle  birgün hepimiz özgür olacağız hayal ettiğimiz kadar, durma hayal et, gökkuşağı arkanda!

Bazen izin vermeli zihnin delirmesine, önce gökkuşağı sonra havaifişek olmasına… olmak istediği hal ve akış hali işte anlayamazsın ama hissedersin, anlatır yaşamak istediklerini, içindeki umutla belki başaramadıklarını bir süpernovanın tamamlamayamadığı olma halidir ama aktarır sana genlerini işte anlasana! Tamamla yada devam ettir hikayeyi bozma, anlat, anlattıkça yaşam devam eder o an, belki gerçekliği olur bireyin..  bilemezsin kimin gerçekliği kimin boşluğu.. anlat sen susma, sen susarsan kuraklık, sen susarsan itiraz, sen susarsan yokluk, sen susarsan sessizlik…kaybol sessizlikle ama aktarmaya devam et. Sessizliğin dinginliği, müziğin esi, suskunluktaki özlem ol! Ama kaybetme inancını, kendine, sevdiğine, ailene, işine, aşkına,… sevki sevil tek kaynak bu! Sıkı tutun, düşsen de tutar seni hafiflik.. bilmek, erdem, korku ve bilinç.

İçindeki küçük kuarklara ses ver! Titreşimlerini hisset.. İyi yolculuklar.

Asıl konusu “Yavaş Yaşam” olan konuşmanın tamamını izlemek istersen diye Müfit Can Saçıntı’nın Ted’deki konuşması. Bir izle derim. 🙂

Bir Cevap Yazın