Hayallerimi, hedeflerimi gerçekleştirmek için 7 belki de daha az zamanım varmış. Uzun vadeli planlarımdan (çocuk, avrupa, sevgili, gibi) vazgeçmek zorundayım. Bunun için üzülmeye bile vaktim yok. Siz olsanız ne yapardınız?
a. İyileşmek için hastanelerde mi zamanımı geçireyim ? Göreceğim tedavi süreci yaşam kalitemi düşürecek ancak sonrasında yaşamıma 1 yıl katacak. Ancak tüm paramı tedaviye harcayacağım, sonrasında parasız kalacağım.
b. Kalan son zamanımı istediğim gibi mi yaşayayım? Sevdiklerime daha çok sarılıp, işi bırakıp tüm gün sevdiğim şeyleri mi yapayım? Tüm paramı kalan süremde hayallerimi gerçekleştirmek için mi harcayayım?

Yanlış yoktur, denemek vardır!
Gerçek yaşam “the choices” oyunundaki gibi çoktan seçmeli, olmadı baştan dene, hata yaptın geri al gibi değil. Oyun her ne kadar eğlenceli, öğretici ve şaşırtıcı derecede hislerinize tercüman olsa da gerçeği yansıtmıyor. Ama size o muhteşem hissi veriyor, “tekrar denemek”. Oyunun senaristi sizsiniz ama yaşanması gereken de bir hikaye var. Yani başınıza geleceklerden (kader) kaçamıyorsunuz, ama bir seçim hakkı bir de geri alıp baştan deneme fırsatınız var. Keşke gerçek olsa demeyin, çünki bizi var eden işte o seçimlerimizdir. Yani içgüdülerinize, kendinize, hedeflerinize güvenmek ve sorgulamak zorundasınız.
Ben “b” şıkkını seçiyorum. Hastanelerin soğuk odalarında yatmak, kanımda yabancı maddeler dolaştırmak, ömrüm boyunca ilaçlara bağımlı yaşamak, tenimi bembeyaz yapmak istemiyorum. En azından kendimi bunları yapmayacak kadar seviyorum. Her ikisi de zorlu bir süreç ancak karar bana bırakılıyor ve bende uzun yaşamayı değil, dolu dolu yaşamayı seçiyorum.
Üzüldüğüm şey neden hastalandığım değil, hayır. Asıl ve en çok üzüldüğüm şey hayallerimi gerçekleştirebilmem için illa hasta mı olmam gerekirdi? Hani ölümlü dünya? Hani anı yaşamak? Hani herşey insan içindi? Kendimizi ne kandırıyoruz, bugün hayallerimize ulaşabilmek için hepimiz emekliliğimizi bekliyoruz. En verimli çağlarımızı okullarda ve iş hayatında heba ediyoruz! Evet, heba! Diplomasız bir işe yaramadığımızı düşünüyoruz, anne ve babalarımız bizi deliler gibi okutmaya çalışıyor. Bizim gibi olma evladım diyorlar, oysa 1 ev 1 arabaları hatta belki 1 yazlıkları var. Benimse 1 diplomam var! Tüm bunlar 1 diploma ediyor mu ?
Diplomasız ve zengin ailelerin çocukları..
İsyan değil, hayır. Sorguluyorum. Üniversitede okulu bırakıp, 2 yıllık diplomamla avrupa da okumaya ve çalışmaya gitseydim bugün en büyük hayalim bu kadar korkutucu gelmezdi, demeye çalışıyorum. Ancak keşkelerle bu dümenin dönmediğini hepimiz iyi biliyoruz, değil mi ?

O halde, peki ya şimdi? Hala hayallerim ve hedeflerim var, beni duran ne ? Zaten pek fazla vaktim yok! Hastalık gün geçtikçe güçlenecek, bedenimi saracak, belki de beni alıkoyacak. Yani en büyük, bilinmez ve meşhur sorunun yanıtını biliyorum, 7 ay sonra ölmüş olacağım. Yani artık önümde bir tarih var. Proje bitiş tarihi belli, ve ertelenemediği gibi belki öne de çekilebilir. Ama bir tarih var elimde. Bundan 7 ay sonra bugün burada, Dünya’da var olmaya devam etmeyeceğim, hücrelerimdeki her bir atom ve parçacıkları artık bütünlüklerini korumayacaklar. Bunun için sebepleri olmayacak ve aslında özgürce, benim yerime Dünya’nın çeşitli yerlerine gidecekler. Hücrelerim yeni bir özgürlüğün tadına varırken, öz benliğim, hatıralarımsa kaybolmuş olacak.
Neyse, benden sonra hücrelerime ne olacağını düşünmek istemiyorum. Pek de ilgilendirmiyor! Seçimimi yaptım, olacakları kabullendim. Bu şekilde yoluma devam edeceğim. Şimdiyse en heyecanlı kısım, hayaller ama uzun vadeli olanlar değil, yapmak isteyip sürekli ertelediğim şeyler, okumak istediğim kitaplar.. hangisinden başlasam bilemedim. Önümde kocaman 7 ayım var. Sanırım şöyle yapacağım;

Listem:
1. İşi bırakmak 2. Kullanmadığım her ne varsa ihtiyacı olanlara dağıtmak. 3. Taşıyamayacağım tüm yüklerden kurtulmak. 4. Tüm üyeliklerden çıkmak. 5. Taşıyabileceğim kadar eşyamı alıp İzmir, Bodrum, Marmaris artık hangisi olursa kalan zamanımı buralardan birinde geçirmek. 6. Kitesurf yapmayı öğrenmek. 7.Okuyabildiğim kadar kitap okumak. 8. Yeni çizim teknikleri öğrenmek, çizebildiğim kadar çizmek. 9. Patende kendimi geliştirmek. 10. En sevdiğim müzikleri dinleyip dans etmek. Şanslıysam da yanımda bana eşlik eden biriyle dans edebilmek. 11. Çelenk, el işi, nakış ne zaman canım isterse yapabilmek. 12. Denizle kucaklaşmak, yüzmek, belki saatlerce suda kalmak. Denizi keşfetmek. 13. Adımı kimliğime yazdırmak. Mezar taşımda yazmasını istediğim isim Deniz. 14. Yeni insanlarla tanışmak, boş muhabbetler etmek. 15. Anın tadını çıkarmak. Güneşi batarken ve doğarken sakince izleyebilmek. 16. Mutlaka 1 gün de olsa karavan da yaşamak. 17. Bir gün bir kez bile olsa Avrupa da bir ülkeye gidebilmek. Okyanusta denize girebilmek. Bir köpekbalığına dokunabilmek. 18. Her günü köpeğimle geçirmek. 19. Her gün 1 fotoğraf çekebilmek, 1 anı biriktirmek ve 1 yazı yazabilmek. 20. Sebepsiz mutlu, huzurlu ve güvende olduğumu hissetmek. Bunları sağlayamadığım için kendime yada başkalarına kızmamak. 21. Kendimi sevmeyi, saymayı, değer vermeyi asla unutmamak.
Tüm bunlar için kocaman 7 ayım yani 210 günüm yani 5.040 saatim var. Hedef aslında basit, sadece mutlu anlar yaratıp yeni keşifler yapmak. Bu Dünya’daki varoluş amacım kendimi keşfetmek ise neden şimdi değil de, 10 yıl 20 yıl sonra ?
Tüm bunları yapabilmem için ölmem, yada elimde bir ölüm tarihim olması mı gerekirdi? Acımasız olan hayat değil bence biz insanlar! Kendimize, hayallerimize, hazlarımıza hiç acımadan elveda diyoruz. Sonrada onlara ulaşmak zorlaştıkça da “Hayat zor!” diyoruz. Gerçekten de öyle mi?
Elimizin altındaki onca olanak, kaynak ve ulaşılabilir bilgiye rağmen, hayat zor olabilir mi? Daha fazla mücadele etmek, hayaller ve hedeflerden uzaklaşmak zorunda kaldığımızın farkındayım. Giderek mutsuz ve yorgun bireyler haline geldiğimizin de.. Ancak ben böyle olmayı reddediyorum, olmamak için de elimden geleni yapmak istiyorum. Daha iyisini hak ediyorum ve bunu başarmak istiyorum. Değil 7 ay fazladan 1 gününüz olsa ölmeden neler neler yapmaz mıydınız? Değil 7 ayım 5 dakikam olsa sımsıkı sarılmak istediğim o insan için nelerimi feda ederdim ? Ne umut olmak nede ümitlendirmek istiyorum kendimi. Çocukluğumdan beri en iyi yaptığım şey hayal kurmak. Gene bunu yapıp başarmak istiyorum, yaşamak ve deneyimlemek.

“Sokakta hayatta kalabiliyorsan gerisini filmlerden ve kitaplardan öğrenebilirsin.”
Kendimi asla en tepede görmedim. Hep benden daha kötüsü olduğu gibi benden de daha iyisi var dedim. Ama elimden geleni de yaptım, bazen de yapmadım. Bazen yaşadığımı anladığım bir an bile bana yetebiliyor. O ana ait ne varsa, koku, ses, tat, his, görsel, hepsini kaydetmek isterim. Böyle anlarda tüm duyu organlarım aynı anda ve en yüksek performansında çalışır ve içimi bir huzur kaplar. Yani demem o ki, listemdekilerin hiç birini yapamasam bile böyle bir an yaşasam sanırım bana yeter. 🙂 Yaşayamadıklarıma değil, yaşadıklarıma sevinmeliyim. Beni var eden gelecek değil, geleceği var eden benim.
Son olarak da sevdiğim bir kız arkadaşımın sözünü aktarmak istiyorum sonra da sana bir kitap ve bir dizi önereceğim. Demişti ki “Her fark ettiğimiz şeyin üzerine felsefe yapamayız. Bazen fark eder ve onu boşluğa bırakırız.”
David Eagleman’ın eseri “Ve.. Sonraki Hayattan Kırk Öykü” adlı kitabında 40 farklı öyküden beni en çok etkileyenlerden biriydi.. İnsanlar ölüm tarihlerini bilselerdi ne olurdu? Yada asla ölmeyeceklerini bilseler ne olurdu? Kitapta bu ve fazlası pek çok ölümle ilgili soruya yanıt verilmiş. Elbette hepsi de birer öykü niteliğinde. Bana yukarıdaki tüm bu hisleri yaşatan, fark ettiren bir kitaptı. İçinde ölümün yer aldığı bir öykü kitabından bu kadar keyif alacağımı kimi yerde güleceğimi hayal bile edemezdim. Hep aklımdan geçen sorularla dalga geçmiş, yok artık dedirten incecik bir kitap. Gene ufkumu açtığın için teşekkür ederim David Eagleman.
Dizinin adı “If I Hadn’t Met You”. Ben film olduğunu sanarak izlemeye başladım. Ancak şimdilerde çok sardı, merakla izliyorum. Şöyle ki, size tıpkı yukarıda bahsettiğim “The Choices” oyunundaki gibi kaderinizden kaçamazsınız ama seçim yapabilirsiniz. Peki ya her seçiminizle farklı dünya hatta dünyalar yaratmış olsaydınız? Dizi David Eagleman’ın kitabındaki öykülere de çok benziyor. Ölüm korkulacak, ertelenecek ve kaçılacak bir şey mi? İzleyin, okuyun ve deneyimleyin derim.