Şöyle hayal edin; hayat dolu bir insanın tıpkı “Gökkuşağı” gibi her rengi taşıdığını var sayın. Burada renkten kastım duygu, düşünce, hissiyat, ihtiyaç, farkındalıklar.. Yani “hayat dolu” tanımı yerine koymak istediğiniz her şey! Bir de benim gibi tek renk birini.

Değişim..
Hayat dolu insan sabah kalkıyor, dışarı bakınca havanın durumuna göre giyineceği kıyafeti ve beraberindeki aksesuarlarını, sonrasında çantasını ve ona göre hırka/mont/palto neyse üzerine alacağı objeleri de seçip güne başlıyor, ya evinde hazırladığı mis gibi kahvaltısını yiyor, yada çıtır simidini yanında sıcak çayıyla yudumluyor değil mi?
İşte ben de öyle değildi! 🙂 Tek renkliyim ya ben, bu durumda uyum yaratmama da gerek yok, ahenge de araya serpiştirilen o objelere de! Tek rengim ben! Bana göre hava hep soğuk, saçımı düzeltmek de gereksiz, 5 dakikada hazırlandım kapıdayım. Unuttuğum hiç bir şey de yok, güne başlamasam da olurdu, güneş keşke doğmasa sanki bana mı doğuyor?

Bu duygulara sebep olan şey hissizlik değil tam aksine tek bir hisse yoğun bir şekilde odaklanmış olmam. Bu duyguya o kadar sarıldım, o kadar yoğunlaştım ki asla başka bir duygunun var olmasına izin vermedim. Bu his buz gibi ölümdü. En yakınımı kaybettiğim o anki hislerime gündelik hayatı yaşamaya çalışıyorum, yani yaşamın tüm renklerine karşın bende sadece bir tek renk vardı!
Yaşadığım bu sürece çeşitli tanımlamalar yapabiliriz; travma sonrası stres bozukluğu, şok, yas, depresyon gibi. Bense buna zamanı dondurmak diyorum, çünkü benim için zaman o anda dondu. O andaki hislerim, o andaki duygularım, o andaki sesler, her şey tam o anda donup kaldı ve film bir daha ileri sarmadı.
“Yaşamın olduğu bir yerde sessizce oturmak, tüm varlığımla sadece yaşadığım anı hissedebilmek istiyorum. “
Hepimizin benzer zamanları olmuş olabilir, bunların nedenleri ve sebepleri farklı olabilir, sürelerimiz daha uzun daha kısa ve belki de halen devam etmekte olabilir. Önemli olan bir gün, bir an artık bu sessiz, şeffaf ve renksiz süreci tamamlamak. Değişmek! Çok sevdiğim biri bana bu süreçte hep şunu söylerdi “Her şey bizim(insanlar) için kızım! Her şey senin için, seni seviyorum! Bunu unutma!” O bana bu cümleyi her kurduğunda içim titrerdi. Gerçek anlamda titrerdi! Bana yeniden renkleri tanıtmaya, yaşamın duruluğuna, güzelliğine, farkındalığına dönmem için adeta çırpınırdı.
Bu çemberden nasıl geçtim, neler yaşadım, kimsenin bilmediği, benim “karanlık çağ” olarak adlandırdığım dönemimden bahsetmek istiyorum. Diliyorum ki yalnız olmadığınızı bilin, diliyorum ki kendinizde o ilk adımı atacak cesareti bulun, diliyorum ki yaşadıklarınızın aslında pişmanlıklar değil tecrübeler ve yeni deneyimler olduğunu farkına varın! Yani hayata başka sözcüklerle yeniden başlayın! Değişin yada değiştirin! Hatırlayın, düşmekten korkmadığınız zamanlarınızı, edindiğiniz yeni deneyimle ayağa nasıl da güçlenerek kalktığınızı, hatırlayın ve benim gibi kaybolmayın diye!.