Hayaller yok olmaz, sadece şekil değiştirir. Nasıl mı ?

Benim kadar hayal kuran, her kırılan ümidine rağmen yenisine sarılan birisi daha var mı acaba? (Elbette vardır, ancak ben tanımıyorum) Bana bir hayal verin size nasıl yok edilir göstereyim. Çok iyi becerdiğim bir iş. En az hayali kurabilmem kadar başarılı. Şöyle ki;

Bölüm 1: Hedefler, Hayaller

Kitesurf öğrenmek için kalktım İzmir’e gittim. Öncelikli amacım artık kendim olabilmekti, etrafımdaki seslerden, yönlendirmelerden uzaklaşmak istedim. Özgürlüğü deneyimlemek, bunu da sporla, yaşam tarzıyla ve yaşadığım şehirle deneyimlemeyi hedeflemiştim. Aşık olmak, aşkı yaşamak, karşılık bulmak ve artık sevdiğim adamla bir hayat kurmak istedim. Bunların hepsini tek bir yerde bulunca da koşarak gittim. Aşk, huzur, özlem, hayallerim ve kendimi bulduğum bir dünya düşündüm, neden olmasındı ki? Artık buna hazırdım.

Ancak hiç bir şey hayal ettiğim gibi olmadı. Önce kendimden daha da uzaklaştım, sonra hayallerimden vazgeçtim, huzurum hiç olmamıştı zaten, özlediğim şeyleri yaşayamadım, en sonunda da aşkımı da kaybettim ve sepetlenip geldiğim yere geri gönderildim. Resmen sepetlendim, paket edilip uzaya gönderilmişçesine fırlatıldım. Ama daha havalanamadan üsde patladım.

“beni mahveden arkada bıraktıklarımız değil kalsaydık eğer beraber kurabileceklerimiz” Rupi Kaur

İstanbul’a dönünce baştan başlarım dedim, biraz zaman dedim. Yeni bir hayalin peşinde koşmaya başladım. Önce kalacak yerimi ayarladım, iş buldum, Kanada hayallerime sarıldım bu sefer de. Araştırmalar yaptım, okul buldum, zamanını, tarihini belirledim, danışman firma ile görüşme ayarladım, İngilizce için kurs araştırdım, ders almaya başladım. Bu sırada maliyetlerimi düşürdüm, ek hiç bir harcama yapmadığım gibi sadece geriden gelen borçlarımı ödedim ve para biriktirmeye çalıştım. İşten yana çıkan sıkıntılara kulak asmadım, sadece işe gittim geldim, arada bir aşk, özlem ve pişmanlıklar yaşadım, yılmadım hedefime odaklandım, para biriktir, üzülme, İngilizce çalış, bu sırada yeni yaşamıma adapte ol, yeniden aileyle yaşamak, eski mahalleme dönmek, üstüne bana sırt çeviren insanlar yada ben onları yanımda istemedim artık hangisi oldu bilmiyorum, tüm bunları tek başıma atlatmaya çalıştım, ve sonunda Kanada hayalimin de gerçekleşmesi zor olduğunu öğrendim. Bir hayal daha çöpe gitti.

Nasıl bir “SEN” yaratmak istiyorsun?

Yenisini diktim yerine, madem Kanada’ya gidemiyorum, burada kalacaksam da başka bir iş yeni bir kariyerle bu ülkeden gitmenin yada evden çalışmanın yolunu bulacaktım. Yeşil mimarı için sertifika programlarını araştırdım. Acaba artık ailemle kalmak yerine kendi evime geçebilir miyim ? Ev bakmaya başladım, maaşıma gelecek yeni zam üzerinden evleri aradım ama istediğim maaş da gelmedi, üstelik bir de mağazam değiştirildi ve aylık kazancım gene diplere düştü. İş yerinde başarısız mı oldum hissi, uyum sağlayamamanın verdiği üzüntü, neyse dedim o halde bana iyi bir tatil yarar hem madem hayalim gerçekleşemiyor bari biraz olsun mutlu olayım. Ancak burada da bir takım sorunlar yaşıyordum kafamın içinde, pek çok korku vardı, ne yapacağımı, nereye kiminle gideceğimi bilmiyordum. Sadece çıkmak istediğim bir tatil vardı.

“Kaderin ne olursa olsun onu MUTLAKA YAŞA!” Casus

İzle – Öğren – Uygula, yemek yapmak gibi..

Derken biriyle tanıştım, sonra kahve içmek için buluştuk. Yemekte hiç durmadan konuştum, ne kadar da özlemişim beni gerçekten dinleyen ve yargılamayan birini. Konu hayallerime ve gerçekleşmemelerine geldiğinde ona bir kaç sorum oldu, kendisi memleketinden genç yaşta ayrılmış, 5 kez Amerika’ya gitmeyi deneyip red almış, sonunda kendine başka bir yol ve düzen çizerek bugün ki yaşantısını kurgulamış biriydi, benden çok daha fazla seyahat etmiş olduğundan deneyimlerini merak ediyordum, sorularımı içtenlikle yanıtladı ve bana sorunumun kaynağını gösterdi, “Deniz, sen gerçekten oraya gitmiyorsun sadece bunu hayal ediyorsun ve fazla detaya takılıyorsun.”, “Nasıl yani?”, “Yani, gittiğin yeri en detaylı şekilde analizden geçirmeyi ve bu sebepten aklına takılan endişelerle baş etmesini bırak ve sadece git!” Onunla bana uymayan bazı cüretkar hareketleri yüzünden bir daha görüşmek istemesem de bu önerisini için kendisine minnettarım.

Her şey bu öğrendiğim bilgi sonrasında daha farklı şekilde yön almaya başladı. Aradığım ateşi bulmuştum, geriye onu korumak ve harlamak kalmıştı..

Bölüm 2: Kendim için bir şey

Artık karar vermiştim ve giderek daha da netleşen bir planım vardı. Nihayetinde de kitesurf eğitimi almak için Ayvalık’a gittim. Neredeyse 1 yıl olmuş, korkarak geldiğim şu tatilde her şeyin yolunda gideceğini umud edersin değil mi? Yok canım, konu ben isem pek öyle olmuyor, hayat bana hep sürprizlerle gelir. Vardığın gün itibariyle rüzgardan eser yok! Belki hiç belki 2 saat kayıp geri dönmek zorundayım, alacağım eğitim de bir boka yaramayacak deniyor, yani bu da olmadı be başkan!

“ölüyoruz buraya geldiğimizden beri unutuyoruz manzaranın tadını çıkarmayı” Rupi Kaur

İlk gece, Pazar. Bir yanda dön İstanbul’a, şans zorlanmaz diyen arkadaşım olacak insanlar diğer yanda acıyan ruhum, hataysa da benim hatam ne yapalım gelmişken keyfini sürelim deyip rüzgar yokken burada ne yapılır ne edilir araştırmaya koyuldum.  1 saat blog yaz, 1 saat çizim yap, yarım saat iş bak, yarım saat makale oku derken zaman geçti, biraz rahatladım, göz yaşlarım dindi, akşam oldu, insanlar gelmeye ortam düzenlenmeye , müzik çalmaya başladı. Ortama uymak için daha şık bir üst giyindim, dudağıma parlatıcımı sürdüm, sonra Meksika’daki arkadaşımla yazışmaya başladım, “Kendine bir içki ısmarla ve rahatla Deniz!” tatildesin dedi. Onu dinleyip bir içki aldım, sonra bana “Etrafa bakın kendine sohbet edeceğin birini bulabilirsin, yalnız kalma.” dedi, bense onunla olan sohbetimden çok memnundum etrafla ilgilenmedim, ama bir içki daha aldım. 🙂  Aradaki saat farkından ötürü daha fazla konuşamadık, benim ikinci içkim de bitti, çadırıma döndüm, hafif başım dönerken keyifle uyudum. Kendimden şüphe ederken beni yalnız bırakmaması, yanımda olmaya çalışması benim için çok değerliydi. O gecemi huzurla geçirmemi ve daha önemlisi rahatlamamı sağladı.

Sevdiğin şeyi yap! O zaman çalışmak zorunda kalmazsın!

İkinci gün, Pazartesi. Sabah erken uyandım, yoga yaptım, kahvaltı ve sonrası dinlenme modundayken , işletme sahibini yakaladım, biraz kendimden neden geldiğimden yapmak istediklerimden vs bahsettim, beni eğitmenlerden biriyle tanıştırdı, ama değişen bir şey olmadı. Hem rüzgar çıksa bile sırada bekleyenlerden ötürü beni hiç mi hiç listeye alamama durumu bile vardı. Gözlerim yaşlandı, eh ne yapalım bu akşam dönerim artık dedim içimden. Buraya gelebilmek, akşam tek başıma çadırda kalabilmek, sessizce kendimle zaman geçirmek bile değerli deneyimlerdi benim için. O yüzden orada bulunacağım belki de son anların tadını çıkarmak istedim. Tam çizimime ara vermiş kafamda bu düşüncelerle başımı kaldırmıştım ki bana doğru yürüyen hatunu fark ettim, geldi geldi ve sağ çaprazımda yoga yapmaya başladı, kulağımda müzik onu çaktırmadan izlemek büyük keyifliydi, her hareketini sindirerek, kaslarını tek tek hareket ettirerek yapıyordu. Ne harika dedim içimden, ne büyük emek ve sonuç harika ! İnsanın kendini sevmesi, beğenmesi, kabullenmesi böylesine harika bir sonuç yaratıyorsa ben neden buna sahip değildim? Kendime üzüldüm.

“kabul et iltifatları sana ait olandan çekinmene gerek yok” Rupi Kaur

Kız yogasını bitirince de, “Ne kadar güzel yaptın öyle seni izlemeden duramadım!” dedim. Sapık gibi gözlediğimi değil aşkla izlediğimi bilmesi için.. Sonra kendiliğinden gelişen inanılmaz tatlı bir sohbet başladı, saatlerce konuştuk, dertleştik. Ve ben gitmek arzusunu çoktan unuttum bile. Kuzeniyle tanıştırdı, çizimlerime baktılar, “Sınırlarını aş Deniz!” dedi, kuzeni. O da kitesurf yapıyordu, bilgisayarla ilgili, uzaktan çalışabileceği bir işte çalışıyordu, hayatından memnun, sakin ve rahat tavırlıydı. Sıcağın altında onca saat oturduktan sonra yandık tabi, denize girelim serinleyelim dedik. Bulunduğumuz yerden girilemeyeceğini söyledim, az ilerideki iskelenin oraya yürümemizi teklif ettim. Sabah kızlardan öğrenmiştim, henüz gitmek aklıma gelmemişti. Kuzeni gelmekten vazgeçti, 2 kız ilerideki iskeleye doğru yürüdük, beraber yüzdük, serinledik, o yogasını yaptı ben daha çok yüzdüm. Rahatlamış, dinginleşmiş şekilde kaldığımız yere geri döndük. Her hareketini, mimiğini gözlemledim. O kadar doğal ve olağanlardı ki, önceden düşünülmemiş, anlık hissedilenlerin dışa vurumu gibiydi kız, her bir kasını ayrı ayrı ve birlikte hareket edişini gözlemleyebilirdiniz. Sergilemekten kaçınmayan, rahat ve kendine özgü.. Kendine olan sevgisinden etrafına yaydığı ışığı hissetmem mümkün değildi. Tam aradığım öz. Sarılıp kalbime bastırmak istedim ama henüz tanışmıştık, bunun yerine ona iltifatlar ettim, en azından sözlerimle ona ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedim.

Kendini seven insanları gördükçe huzurlarında huzur buldum… Karanlıktaki fener gibiydiler, ışıklarıyla karanlığıma delikler açtılar.

Kısa sürede ondan çok şey öğrendim, ve paylaştım. Daha güzeliyse ertesi gün gidecek olmalarına rağmen elimdekilerle bile inanılmaz mutluydum. Birlikte yüzdük, sohbet ettik, dans edip içtik, yeni insanlarla tanıştık, flizbi oynadık, paddle yapmasını öğrendik, eğlendik, fotoğraf çekildik, sonra daha çok sohbet ettik. Dolu dolu geçen zaman sonrası onları bir daha hiç göremeyecek olsam bile inanılmaz mutluydum, tanımış olmam bile yetiyordu. Kuzeni de inanılmaz tatlı ve kendine has, çok akıllı ve hoş sohbet eden biriydi. Yeni çizimimi gösterdiğimde “Bu çok daha güzel olmuş, gördün mü?” dedi, sınırlarımı aşmış olmalıydım. 🙂

“doğru kişi yoluna engel olmaz bir adım çekilip kenara alan yaratır sana” Rupi Kaur

Eşyalarını toplamayı bitirdiler, sohbetlerini özleyeceğimi biliyordum, kalmaları için ikna edemedim, gitseler de sorun değildi ya, olsun. Kız giderken bana, “Keyfini çıkar Deniz!” dedi, ben de tıpkı onun dediği gibi yaptım. 🙂 Onlar gittikten sonra da bulunduğum anın keyfini çıkarttım. Paylaşımlarımızı düşündükçe, mutlu oldum. Hiç olmayabilirlerdi ve ben de çoktan İstanbul’a dönmüş de olabilirdim.

Bana ne kadar çok şey kattıklarını bilemeden gitmişlerdi ama, ben öğrendiklerim, duyumsadıklarım ve deneyimlediklerim için onlara minnettardım. O anda fark ettim ki burasının bana öğreteceği daha çok şey vardı. Kendime yeni bir kapı açmıştım ve iyi hissediyordum.

Denizdeyken nefes alabiliyorum desem ?

Günlerden Salı sanırım, hala rüzgar yok. Derin bir sessizlik, aşırı sıcak bir hava. Erken kalktım, ancak gene de yeterince erken değildi, etrafta insanlar vardı. Bende kite okulun oradaki ahşap sundurmaya gittim, yoga matımı serdim. Yogamı bitirip çadırıma döndüm, üzerimi değiştirdim. Elimde tabletimle şarjdaki telefonumun yanında öylece duruyordum ki, “Sana hayran kaldım, her sabah üşenmeden kalkıp yoganı yapıyorsun, inanılmaz bir disiplin doğrusu!” dedi, yeni kız. Sohbetimiz böyle başladı, sonra beni arkadaşlarıyla da tanıştırdı. Karşımda İzmir’li genç, akıllı, azimli ve çekici bir kadın vardı. Derken beni ilerde gidecek oldukları plaja davet ettiler, buradaki denizden çok daha güzel bir sahil olduğunu duyunca içim kıpır kıpır oldu. Sonunda kulaçlarca yüzebilecektim. Beraber arabayla 10 dk mesafedeki bu sahile gittik. Nasıl huzur bulduğumu size anlatamam, bir yandan onlarla olmanın verdiği tatlı bir minnettarlık, diğer yandan da yalnız kalma isteğim vardı. Bunları dengeleyebileceğim tek yer ise denizdi. İzin isteyip biraz açıldım, gruptan biri de benimle geldi. Sohbet ede ede yüzdük. Sonra durduk ve grupta bize katıldı.

Aralarına karışıp fazla sohbete dalmadım, ama hepsi de farklı birer renk aynı zamanda cümlelerini tamamlayan insanlardı. Ben de onları anlamaya ve çözümlemeye koyuldum, oldukça eğlenceliydi. Grupta bir çift, bir abla-kardeş, bir de sevgili olmaya yakın yeni bir çiftle iki de gay vardı. Her birini gözlemlemek, özümsemek, dinlemek oldukça dinlendirici geldi. Akşam üzeri gün batımını kaçırmamak için geri döndük. Beni akşam yemek yemek üzere de çağırdılar, aslında pek rahat ettiğimi söyleyemem. Bu kadar sosyalleşmek bile fazla gelmişti, bir yandan da eski korkumdan kurtulamamıştım. Yalnız kalmak..

bazen kalabalığın içindeki tek fazlalık senmişsin gibi gelir..

Yemeğin bitmesine çok sevinmiştim, kendi adıma tabii. Grup oldukça eğlendi. Deniz kenarına oturmaya geçtik ve çiftler bir süre sonra kendi içlerine kapandılar. Ben de iki gayle sohbet etmeye başladım. Tanıdıkça da ne kadar akıllı ve farklı olduklarını gözlemledim. Dayanamayıp aklımda duran bir kaç özel soruyu yönelttim, içtenlikle yanıtladılar ben de derin bir oh çektim. Amacım onları gücendirmek asla olamaz, ama anlamadığım bir yaşam tarzları var, kibarca merakımı giderdiler diyelim. 🙂 Grupta en çok onları sevdim diyebilirim. Sohbet ederken kendimden de biraz bahsettim, yorumları yüreğime yeniden cesaret vermişti. “Şimdi burada olsa onu dövmek isterdim! Senin gibi birine ne kadar da zarar vermiş böyle, pislik!” O kadar içten söylemişti ki bunu, kalbimde ona bir yer açtım ve her şeyin gönlünce olmasını diledim. Bazı insanlar güzellikleri bulmayı çok daha fazla hak ediyorlar. Sonra onları da kendi hallerine bıraktım. Gökyüzündeki pırıl pırıl ay, denizdeki yakamoz, yanımızdaki meşalelerdeki alev, oturduğum çimenler.. Hepsini hissedebiliyordum, hepsinin kalbime işlediğini anımsıyorum, içimdeki yalnızlığı ve korkularımı defettiklerini ve yerine huzurla kapladıklarını.. İyi ki vardınız, günümü, gecemi aydınlattınız, sofranızda yer açtınız, sizi seviyorum!

“Care about others, but live for YOURSELF!”the perks of being Wallflower

Çarşamba günü. Yakın arkadaşım gelecekti, henüz gelmesine zaman vardı ben de matımı alıp yoga yapmaya ahşap sundurmaya gittim. Ama yeterince konsantre olamadım, yarıda bırakıp arkadaşımın yanına gittim. Şehrin gerginliği yeniden gelmişti, yarıda bırakılan işler, önceliklerin hep başkaları olması…

Ortamı güzel yapan içindekiler ve sana hissettirdikleri. Parçası olmak için özellikle yapman gereken bir şey yok, var olman yeter..

Arkadaşımın şansına o akşam türkçe canlı müzik vardı, gün batımını izledik. Hala kite yapan bir iki kişi vardı, içlerinden biri özellikle dikkatimi çekmişti, sudaki doğallığı ve bütünleşmesi beni büyülemişti. Bu tatlı seyir devam ederken biz de İçkimizi içip sohbet ettik, müzikleri bilmesem de eğlenmeme baktım. Annesiyle gelmişti, birbirimizi uzun zamandır tanırız, tüm endişelerini sıraladı ama hepsini savuşturdum ve keyfine bakmasını söyledim, ben iyiydim hem de hiç olmadığım kadar iyi! Geceyi beraber tamamladık, zaman geçti. Onlar gittikten sonra çizim defterimi alıp biraz daha oturdum. Nasıl keyifle çizdiğimi anlatamam.

Etrafta dolaşıp Spirit Away’deki ruh emiciler gibi insanların söylediklerini zihnime mıh gibi yazıyordum, ve tekrarlıyordum. Ne kadar da huzur dolu ve inançlı, güven doluydular! Bilgi alabilmek için işletmenin sahibiyle sohbet başlattım, aklımdaki deli saçma içimi buran tüm sorularımı sordum, güzel şeyler öğrendim. Kendi kitesurf hikayesini anlattı. Anlattığına göre bir kaç saatlik eğitimden sonra kaymaya başlamıştı bile, içimden ben de bu kadar şanslı olabilir miyim diye geçiriyordum ama sonunda bana “Hemen kayabileceğini sanmıyorum, ama sen gene de bir dene bakalım!” dedi. Bu inançsızlığını ve hikayesini unutmadım.

“ilk günden beri ihtiyaç duyduğu her şey vardı zaten içinde eksik olduğuna dünya inandırdı onu” Rupi Kaur

#Kitesurf #Kiteboard #Rüzgar Sörfü

Perşemde günü. Ders zamanı gelmişti, nasıl ayarladığımı sorma, yeterince istediğimi gösterdim diyelim. Koşarak derse yetiştim, erken gelmiştim, henüz eğitmenim gelmemişti. Beklerken diğer iki eğitmen ve öğrencilerle de sohbet ettim, gerginliğimi de böylece almış oldular. Eğitmenlerin ikisi de oldukça güzel insanlardı, ama benim dikkatimi çeken sudan henüz çıkan diğer eğitmendi. Nedeni mi? Önceki gün onun denizde yaptığı hareketleri izleme şansım olmuştu, su gibi kaydığını ve inanılmaz dengeli bir enerjisi olduğunu söylemeliyim. Meraklı gözlerle tüm hareketlerini gözlemledim. Derdi bir an önce hazırlıklarını tamamlamak, sonraki derse başlamaktı. İçimden dersinin güzel geçmesini diledim. Benim sıram gelmişti, dibi bataklık gibi olan suda bir süre yürüdükten sonra suya ulaştık. Dört göz, dört kulakla dinledim. Yapamadığım yerde hep yanımdaydı ve beni sıklıkla düzeltip yeniden denemem için motive etti. Asla yapamayacağımı düşünmedim, anlaşamadığımız yerlerde hızlıca başka yöntemler denedik, ders bittiğinde eğitmenim benden umutluydu bense yapamadıklarıma takılmış halde yüzüm asık geri döndüm. Ayrıca eklemişti, “Yarın hiç rüzgar olmayabilir Deniz! Haberleşelim.” Bu son söylediğine takılmıyordum, benim aklım hala yapamadıklarımdaydı. Yaşlı işletmeci sanırım haklı çıkmıştı.

Kollarım iki yanımda kafam önümdeyken onları henüz uyanmış ve kahvaltılarını yaparken buldum. Yeni mutlu çiftimiz. 🙂 Suratımı fark ettiler, endişelerimi çöpe attırdılar ve bana eğitim videolarının olduğu bir aplikasyon önerdiler, beklerken bunlara çalışabilirdim. Ayrıca güler yüzleriyle beni yüreklendirecek kendi kitesurf hikayelerini de anlattılar. Devam eden dersleri izledim. Müzik dinleyip rahatlamaya çalıştım. Kafamda dönüp duran soruları dindirdim, çadırıma gidip üzerimi değiştim ve yakındaki iskeleden denize girmek için kısa bir yürüyüş yaptım. Aklımda çevirdiğim tek bir cümle vardı, “Keyfini çıkar Deniz!”.

“Enjoy it, becouse it’s happening.” the perks of being Wallflower

Yüreğinin attığı yere git, orada yeniden nefes alabileceksin!

Eşyalarımı iskeleye bıraktım, denize girdim, gözlüğümü taktım ve tüm endişelerim suyun içinde çözüldüler. Artık sadece deniz ve ben vardık. Düşüncelerim buharlaşmışlardı. Yeterince yüzdükten sonra soluklanmak için iskeleye döndüm, dinlendikten sonra biraz daha yüzmek için denize döndüm. Her kulaçta yüreğimin güçlendiğini hissettim, gözyaşlarım ve endişelerim denize karıştılar, düşüncelerim berraklaştı ve artık tek bir cümleyi haykırıyorduk “Yapabilirsin Deniz!”. Dinlenmiş olarak denizden çıktım, çadırıma döndüm, duşumu alıp üzerimi giyindim.

Bölüm 3: Sınanma zamanı

Cuma günü. İstanbul’dan arkadaşım bugün de gelmek istiyordu, ortamı çok beğenmişti, elbette gelebilirsin dedim, ama aslında yalnız kalma planlarım vardı. Telefonda sesi çok hevesli geliyordu kıramadım, her yer de kite’lar , eğitmenler ve surfçüler vardı. Etraf kımıl kımıldı yani, hiç benlik değil ama arkadaşım yanıma buradaki ortam için geldi. Madem kaçamıyorum, keyif almaya bakayım dedim, ancak konuştukça gerildiğimi, sinirlendiğimi ve agresifleştiğimi fark ettim. Giderek uzaklaşmak istediğim o ruh haline tekrar bürünmeye başladım, kalabalıktandır dedim kendi kendime ama bir şey beni inanılmaz rahatsız ediyordu.

“başkasının hayatını kıskanmamaktır zarafet” Rupi Kaur

Öğlen yemeğinde doyurucu bir şey yemek istedim, bir de klüpteki menüden sıkıldım, hemen yakındaki sitenin büfesinden yemek istiyordum, arkadaşımsa klüpte havalı yemeklerin tadına bakmak.. Acıkıp sıra siparişe geldiğinde istediğimiz hiç bir şeyin olmadığını öğrendik, bazı ürünlerin tedariğinde sorun yaşamışlardı, aynı zamanda az ileride bir yemek standı açmışlardı ama onunda hazır olmasına daha yarım saat vardı. Daha fazla dayanamadım, ben büfeye giderim arkadaş açım dedim, havalı yemek havalı ortamdan ayrı kalan arkadaşım mecburen beni takip etti, açken her şey mübahtır dedim veganlığa 1 öğünlük veda edip Ayvalık tostu, üzeri çift kaşarlı tost ve ayranı tek solukta yedim. Havalı ortamdan çıkartıldığı için mutsuz olan arkadaşım büfedekilere acayip sorular sorunca ortam biraz gerildi, ben adamları tanıdığımdan araya girip durumu toparladım, ama açlıkla beraber sinirim artık tavan yapmıştı, hışımımdan arkadaşım da nasıbini aldı, burada olmasını ondan ben istememiştim, öyleyse ayak uyduracaktı, tatilde bir anda misafir ağırlamak oldukça zor gelmişti!

Gene de karşımdaki ömürlük arkadaşımdı, ben istemesem de kendince benim yanımda olmak, deneyimime ortak olmak istemişti, klübe dönünce onu dansa zorlayıp gönlünü aldım, mis gibi dans ettik, gece giderken yüzü gülüyordu ve kulağının da ağrısını unutmuştu. Ayrıca ben de ilk defa barda bir erkeğe iltifat bile ettim, asla yapmadığım yeni bir deneyimdi, çok tatlı şekilde de red yedim ama olsun, denemesi bile heyecanlıydı.

Aslında başta gelmesine bozulsam da gün o kadar da kötü sayılmazdı, onları uğurladıktan sonra önce barda biraz daha oturdum, sonra çizim yaptım, zihnim iyice boşaldığına emin olduğumda da çadırıma uyumaya gittim. Gene de iyi ki gelmiş, herhalde ilk defa birine karşı öfkemi kontrol edip kontrol altına alabildim, kesinlikle öfkelenip püskürmekten çok daha iyi bir histi. Kendimi bir daha istemediğim hiç bir ortam yada koşula sırf başkasının mutluluğu için sürüklemeyeceğime söz verdim!!

“uyanır uyanmaz kelebeğe dönüşemezsin” – büyümek bir süreçtir Rupi Kaur

Ertesi sabah rüzgar yoktu, dersi iptal etmek zorunda kaldık. Asık suratımla beklemeye başladım. Gözüm hem okulun orada, hem de etraftaki eğitmenlerdeydi. Önceki gün kısacık sohbet ettiğim genç eğitmeni yakaladım, rüzgar çıkarsa beni mutlaka bulmasını söyledim, eğer çok yoğun olursa beni derse kendisinin de alabileceğini söyledi, içim rahatlamıştı. Kendi eğitmenim çok dolu olursa bir B planımın olması fena sayılmazdı. Etrafta orada burada vakit geçirdim. Telefonumu sıklıkla kontrol edip durdum, sonra dayanamayıp eğitmenime yazdım, “Haydi gel deneyelim! Biraz rüzgar var gibi.” dedi. Ders saatini bekleyen arkadaşlarıma zıplayarak “Hoşçakalın!” dedikten sonra hızla okula gittim. Hazırlandım ve sonunda 2.gün 4.saat dersimizdeydim. Aklımda didişen iki düşünce vardı, biri yaşlı işletmecinin bana söyledikleri diğeri yapabileceğime olan inancım. Önceleri yaşlı işletmeci kazandı, sonra o ana kadar bana güven veren tüm yeni insanları ve onların söylediklerini anımsadım, korkumdan arındım.

Özgürlük sana verilen bir şey değilmiş meğer, sahip de olamazmışsın, hayır! Özgürlük içindeymiş! Ya varmış ya yokmuş! Ama oradaymış!

Ben daha fark edemeden su üzerindeydim, kayıyordum! 🙂 Biraz gitmek istedim ama sonra nasıl dönüş yapacağımı bilmediğimi fark ettim ve kite’ı suya indirdim. Sonraki denemelerimde de kaymayı becerebildim, kimisinde hiç yapamadım ama yüreğimdeki mutluluğu size anlatamam. Bittiğine üzüldüğüm nadir bir andı, içime sindire sindire ağır ağır karaya doğru yürümeye başladım ki, “İlk kez mi?”, “Evet”, “O halde çok iyiydin, cidden çok başarılıydın!” dedi. Bunu söyleyen eğitmen havada taklalar atan aralarındaki en disiplinli ve mesafeli olan eğitmendi. Bunları ondan duymak beni için çok önemliydi, kendimle gurur duydum, beni söyledikleriyle onurlandırmıştı, teşekkürlerimi iletip, iyi dersler diledim. Ayrıca içimden böyle asil bir ruha sahip olduğu için teşekkür ettim.

Bölüm 4: Hayaller gerçek oluyor

Karaya döndüğümde hala uçuyordum, boyum 2 metreydi sanki, çimenler yemyeşil, deniz harika görünüyordu. Duşlara yöneldim, ellerimi yıkarken solumda arkadaşım belirdi, daha nasıl geçtiğini soramadan zıplamaya başladım. “Başardım! Kaydım! İnanabiliyor musun? Kaydım, harikaydı!”, “Çabuk ellerini yıka sana kocaman sarılmam lazım!” dedim. Yerimde duramıyordum, o da benimle beraber heyecanlandı, tebrik etti, beraber kocaman gülmeye başladık. Sonra ben zıp zıp zıplarken birbirimize sarıldık, ne kadar iyi geldi bilemezsin! Heyecanımıza gülümsemesiyle katılanlar da oldu. Hiç utanmadan kocaman gülümseyerek karşılık verdim. Dünyalar benim olmuştu, yaşlı adam kaybetmişti. :))

“Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. ” Lao TZU

Arkadaşlarımın yanına koştum, rüzgar olmadığından hiç çıkamayanlar vardı. Coşkumu pek yansıtmadan kibarca kayabildiğimi anlattım. Çok sevindiler, ancak hiç resmim yada videom yok dedim. E önünde bir sürü kite var birinden rica et çekin dediler, önce utanıp sıkıldım ama 2sn sonra kendimi “Afedersiniz, kite’ınızla bir fotoğraf çekilebilir miyim?” derken buldum. 🙂 Halim çok komikti, ama umurumda değildi, ben çok mutluydum!

Kite’ını 2 dakikalığına paylaşan harika insan şimdilerde çok sevdiğim biri, görmekten ve konuşmaktan keyif aldığım, en ihtiyacım olduğu anlarda kalbime yeniden ışık saçan biri.. Düşünsene sadece bir soru kadar uzağımdaymış! Herhalde hayatıma kattığıma sevindiğim en harika ilk insanlardan biridir, kendisini ve aşk dolu kalbini buradan bir kez daha öpüyorum! Bana öğrettiklerini bilemezsin, hepsi de çok değerliler! Teşekkürler!

Bazı hayallerim yok oldular evet, çok canım yandı, ruhum çekildi, inanılmaz üzüldüm, ancak şu yaşadıklarım bana gösterdi ki, henüz hiç bir şey için geç değil ve aslında yıkılan her hayalim bir sonrakinin temelini atmak içindi. Bu tatil ben de çok şey değiştirdi.

Sevmek için nedene ihtiyacım yok, insan olması ve birlikte iyi vakit geçirmem yeterliydi. Aynısını kendim için de yapabilir miyim? Kendimi affedebilir ve tekrar sevebilir miyim ? Henüz bilmiyorum. Bana zarar veren durum ve insanlardan uzak durabilmeyi, stabil kalabilmesini öğrendim. Başkaları için değil kendim için bir şeyler yaptım ve bundan çok da keyif aldım.

Kalabalığın beni yorduğunu, kendini farklı tanıtan insanlarınsa beni gerdiğini fark ettim. İlk kez sadece kendimle ilgilendim, ortam ve ortamın içindekilerle değil kendimle ilgilendim. Ben ne yapmak istiyorum, şimdi canım ne istiyor, şuan beni rahatsız eden nedir, bunu nasıl düzeltirim? İnsanlarla yeniden iletişim kurabilmek güzeldi, konuşabilmek, sohbet edebilmek ama en önemlisi dinlemesini öğrendim. Nefes almadan konuşmamayı, karşıdakini dinlemesini ona zaman vermesini öğrendim. Kendimle olmak, kendimle kalmak çok huzur verici bir deneyimdi, bunu tekrar yapabilmek için can atıyorum.

Çok güzel insanlarla tanıştım, bazıları arkadaşım oldular, iyi ki de oldular, kalpleriyle bana nasıl ışık tuttuklarını bilemezsiniz! Bana sevmeyi, mutlu olabilmeyi, kendime güvenmeyi, inanmayı, anı yaşamayı, sahip olduğum değerleri hatırlattılar, hem de sadece yanımda var olarak! 🙂 Sizi seviyorum.

Hayallerin yok olması adlı çalışmalarım işe yarıyor beni daha iyiye daha güzele götürüyor, taşların yerine oturmasını sağlıyor, en önemlisi ise kendimi tanımama ve kendimi sevmeme yardımcı oluyorlar! O halde yıkılan , yok olan hayallere kaldırıyorum kadehimi, her elveda yeni bir başlangıçtır! Elveda bazı hayaller..

Serüven 4: Özgürlük

Eskiden kendimi hapsolmuş hissederdim. Odamın duvarları içinde, okulumda, iş yerimde, içinde yaşadığım dünyada. Keşfedilmeye değer bir şey görmezdim, aramazdım da. Keşfetmek bile yasak gibi gelirdi. Sanki keşfedersem ne kadar sıkıldığımı daha da çok fark edecek gibiydim. Dersine çalış, istediklerini yap, yazın gelmesini bekle.. Kendimi özgür hissettiğim daha doğrusu kurallardan kaçabildiğimi hissettiğim tek yer yazları denizde yüzdüğüm anlardı. 15 yılım böyle geçti.

İçinde bulunduğum bu döngüden uzaklaştığım bazı anlar yaşadım. Kütüphanede Archimedes’i araştırırken, ders aralarında çizim yaparken, boş sınav kağıdımı hocaya verip dışarıda tek başıma otururken.. Ama hepsi kısa süreli boşluklardı. Adapte olamadığım, tökezlediğim dünyaya ayak uydurmakta çok zorlandım. Genelde dışlandım yada anlaşılmadım. Başkalarının yanında kendimi yeteneksiz, beceriksiz yada yetersiz hissederdim. Tüm bunlardan uzaklaştığım tek bir yer vardı o da denizle buluştuğum yaz ayları. Sonra bir gün, bir an bu yazlar da bitti. Kendimi ait hissettiğim, kafamdaki tüm aşağılanmalardan uzaklaşabildiğim o özel anlarım artık özlemle baktığım birer anı oldular.

Yokluğunu hissettiğimde anladım neyi kaybettiğimi.

Gözlerimi kapattığım anda seninleydim. Hiç açmadan geçsin isterdim günlerim..

Yoksun kalıp, acı çekmek onca yıl içimde taşıdığım bir duygunun çok güçlü bir şekilde göğsüme dolmasına neden oldu, “özgürlük hissi”. Kendimi özgür hissettiğim yer benden alındığında canımın yandığını hissettim. Denizin altında nefes almak yoktu, yeni doğmuş balıklarla yüzmekte, en dibe dalıp çığlık atmakta yoktu, yunus taklidi yapmakta, en sevdiğim şarkıyı tek nefeste söylemeye çalışmakta,.. Hepsi gitti. Yılın sadece 4 ayında kendimi özgür hissedebildiğim o anlar yok oldular.

Tekrar bilmediğim o dünyaya geri dönmüştüm, başkalarına uyum sağlamak için onlar gibi davranmaya çalışarak kendimden uzaklaştım. Oysa denizde buna ihtiyacım yoktu, o yüzden bilmediğim sularda boğuluyordum. Kaybettiğim o anları tekrar aramaya başladım. Her seferinde aynı yanıtı veriyordum, “Özgür olmak istiyorum!”. Peki nasıl olacaktım ? Bazı teorilerim vardı;

  1. Özgürlük alınan bir şey olmalıydı, tıpkı Küba’daki gibi, yani onu kazanmak için savaşmalıydım. Öyle de yaptım. Ancak sadece daha çok yaralandım. Savaşırken yara almamak mümkün mü? Dünya’nın en koruyucu zırhını kuşanmıştım ama nihayetinde o zırhı taşımanın da ne kadar yorucu olduğunu fark ettim.
  2. Özgürlük, karşı koymak olmalıydı. Bana dayatılanlara, zorunda kılınanlara boyun eğmeyerek özgür irademle hareket etmem demekti. Evlilik, kariyer, annelik.. Bana dayatılan, benden beklenen her şeyin tam tersini yaptım. Bunları özgürlükten uzak ve kısıtlayıcı şeyler olarak gördüm. Ancak bu da istediğim şeyi bana vermedi.
  3. Özgürlük, fiziksel miydi, zihinsel miydi? Araştırıp okumaya başladım. Dini kitapta Tanrı’nın aklımızdan geçenleri bile bildiğini okuduğumdaysa delirecek gibi hissettim, artık zihnim de özgür değildi. Bir kaç gece uyuyamadım, zihnimden geçenleri kontrol etmeyi denedim. Sürekli okunduğunu bilmek beni strese soktu. En sevdiğim şey hayal etmek, zihnimde kendimle konuşmaktı ama artık izlendiğini bilmek beni rahatsız ediyordu. O halde özgürlük fiziksel olmalıydı.

Denemeden bilemeyenlerdeniz

Fiziksel olarak özgürleşebilmek ne demekti? Sahip olacaklarımla kendime özgür bir alan yaratmak gibi mi? Bunu elde edebilmek için okulumu bitirdim, bir işe girdim ve para kazanmaya başladım. Babam beni arayıp “Kiminlesin sen? Neredesin? Ne yapıyorsun? Geç oldu, hemen eve dönüyorsun!” dediğinde “Artık kendi paramı kazanıyorum ve nerede nasıl istersem harcayabilirim. Buna karışamazsın! İyi geceler!” diyebilmiştim. Evet! Sonunda özgürlüğün ne demek olduğunu anladım, özgürlük her istediğini yapabilmek demekti. Yanıtı bu olmalıydı çünkü iyi hissettirmişti. Özgür olmak fiziksel olarak bedenin kendini iyi hissettiği anlardı.

Özgürlük gözlerimi kapadığım anla açmam arasındaki seçim kadar yakın.

Uzun yıllar bu teori üzerinden ilerledim. “Özgürlük, (fiziksel olarak ) her istediğini yapabilmektir!” Ancak bu teorimle ilgili de sorunlar yaşamaya başladım. Şunu öğrendim ki, özgürlüğüm başkasının özgürlüğünü kısıtladığı yerde bitiyordu. Oysa ben bu histen memnun olmuyordum. Müziği neden saat 10:00 dan sonra yüksek sesle dinleyemiyormuşum? Neden her gün işe makyajla gitmem gerekiyor? Neden gece yarısı yürüyüşe çıkamıyor muşum? Neden mahallemde şortla gezemiyor muşum? Neden evin içinde bile sütyen giymek zorundayım? Tekrar başa dönmüş gibi hissettim, gene zorundalıklar, kurallar ve daha fazlasıyla uğraşmak beni yoruyordu. Nerede yanlış yapıyorum? Sadece özgür olmak istiyorum! Bu ülkede özgür olamayacak mıyım?

Aradığım şey uğruna yok ettiğim şeylere baktım. İnsanları kırdım, kendimi hırpaladım, hatalar yaptım ve özgür değil hatta ondan çok uzak yeni bir kapandaydım. Neyi yanlış yaptığımı anlayamadım. Her şeyi denedim ama neyi eksik yaptığımı bulamadım.

  • Özgürlük bana verilen bir şey değilse bunu uzanıp kendim almayı denedim, üniversiteyi bitirdim. İşe girip paramı kazandım. Kendi evime çıktım. Kendi zevkime göre eşyalarımı döşedim. Sevdiğim biriyle bu hayalimi paylaştım. Ancak materyaller üzerinden elde edilen bu hissin geçici olduğunu öğrendim. Bu hissin kalıcı olması içinse sürekli almaya ve vermeye devam etmek gerekiyor ki bu beni yeni bir döngüye sokuyor. Bana göre döngüler en büyük kapan en büyük hapishanelerdir.
  • Kendi seçimlerimi yapmaya başladım. Zevklerimi, beğendiğim tatları keşfettim. Canımın istediğini yeniden yapmaya başlamıştım, kendimi tanımaya, kendime değer vermeye başladım, yeniliklere kendimi açtım, sevdiğim şeyleri daha çok yapmaya başladım, denizle her fırsatta buluşmaya devam ettim, bana sunulanlara değil kendi değerlerimi seçmeyi tercih ettim, kimseye muhtaç olmamaya çalıştım, sorunlarımın üstesinden kendim gelmeye çalıştım, … Her şeyi ama her şeyi denedim ama gene de ne aradığımı bulabildim nede tüm bunlardan bir sonuç elde edebildim.
  • “Özgürce” kelimesini zihnimden hiç çıkarmadım. Özgür olmanın cesaretli olmak olduğunu düşündüm. Yeterince cesaret edebilirsem özgür de olabilirdim. Tüm cesaretimi toplayıp bir blog sayfası açtım ve kendime düşüncelerimi özgürce ifade edebileceğim yeni bir pencere açtım. Ancak burada da toplumsal eleklere takılıyorum o nedenle bazı kelime ve düşüncelerimi saklamam ya da değiştirmem gerekiyor. Yani dikkatli olmazsam bu pencerenin de kapatılabileceğini biliyorum. Bu korku beni tam olarak istediğim şeyi yapmaktan alıkoysa da hiç olmamasından daha iyidir diyorum.
  • Son olarak arayışımı kendi haline bırakmayı denedim. Onu anlamaya, anlamlandırmaya, bulmaya çalışmak aynı zamanda onu kaybetmeme neden oluyordu. Archimed gibi her “Evreka!” dediğimde aslında ne kadar yanıldığımı fark ettim.
Bazen kaybettiğini sandığın anda bulursun aradığını.

Aramayı bıraktığım, hatta vazgeçtiğim bir gün onunla tanıştım. Denizin üzerinde rüzgarın da yardımıyla bir bordun üzerinde gezinen insanlar vardı. Gün batımı yaklaşıyordu. Ama onlar henüz başlamış gibi denizin üstünde süzülmeye devam ederek beni içinde bulunduğum o andan çıkarıp aldılar. Acaba dedim, acaba deneyebilir miyim ? Adı kitesurf olan ekstrem bir su spor. Yapamazmışım gibi geldi ancak gene de denemek istedim. İçimdeki heyecanı, midemdeki kelebekleri anımsıyorum. Çoktan kendimi o bordun üzerinden hayal etmeye başlamıştım bile. Bunun vereceği hissi, yaşayacağım deneyimi.. Ve baam! suya ilk çakılmamdan sonra bu tatlı rüyadan uyanıp gerçeğe döndüm. Eğitmenim “İyi misin?” diye sordu. Benim ona “Hayır, değilim. Lütfen sudan çıkalım artık.” dediğimi ve yenilgiyi kabullendiğimi hatırlıyorum. Bana göre değilmiş bu spor beceremiyorum, olmuyor dedim ve pes ettim. Eğitmenimse bana herkesin bu yollardan geçtiğini devam etmem gerektiğini söyledi. Ona inanmak isterdim ama kibarlık ettiğini biliyordum. O yüzden yarı üzgün otele geri döndüm. Akşam ailesiyle katılacağımız yemeğe geç kaldığımız için erkek arkadaşım bana söylenip duruyordu. Yemekte tek düşünebildiğim bordun üzerine çıkmayı asla beceremeyeceğimdi. Ve bir cümle beni bu düşünceden çekip aldı,

“Keşke ben de hayallerimin peşinden gidecek kadar cesaretli olsam! En azından deniyorsun ve sana ne kadar iyi geldiğini görmemek mümkün değil! Tatilin başından bu yana ilk defa seni rahatlamış ve sakin görüyorum!” dedi.

Tıpkı denizde olduğum gibi sakin ve rahatlamış olmak.. Bu cümleler bana cesaret vermeye yetmişti ve ertesi gün son dersimizdeydim. Henüz borda çıkmayı başaramasam da bu spora aşık olmuştum. Daha fazlasını istiyordum. Çünkü sonunda onu bulmuştum, özgür olmak! Sevgilimin üzerinde sörf tahtamla süzülerek, rüzgarın yardımıyla onunla istediğim kadar vakit geçirebilirdim. Biricik aşkım deniz bana göz kırpıyordu, pırıl pırıl yüzeyinde süzülme hayali bile gülümsememe yetiyordu. Ancak dersler bitmişti, ben henüz hayalimdeki gibi süzülmeyi falan da başaramamıştım.

Tüm bu denemeler bana neyi aramadığımı gösterdi. Kendimle ilgili kabullenmem gereken, fark etmem gereken en önemli şeyi, aradığım şey başkalarınınkiyle aynı olamayacak kadar değerli ve özeldi. Herkesin kendi “özgür”‘ tanımı vardı. Böylelikle özgürlüğün yeni bir tanımıyla tanıştım.

“Anı yaşamak, anda kalmak. Zihinsel ve fiziksel olarak bütünleşebilmek.”

Hep tek bir tanımı olduğunu düşmüştüm ve bunu yanlış yerlerde aramıştım. Ancak gerçek özgürlük benim içimdeydi, bunca zamandır bakmadığım tek yerde! Kalbimde, zihnimde, bedenimde, düşüncelerime ve yaptıklarımla aslında hep de benimleydi. Ancak ben hep daha fazlasını arayıp durdum. Yaşadığım bu kısa deneyimle de bana yepyeni bir kapı açıldı.

Düşleyebildiğim kadar özgürüm!

Özgürlük bana verilen bir şey olmadığı gibi alınamaz da, yalnızca düşüncelerimde yada yalnızca hareketlerimde değil tüm bunların ahengiyle bütünleştiği o anlarda özgür olabiliyorum. Gerçek özgürlük zihnimi özgürleştirmemde, zihnimdeki olmayan engelleri aşabilmemde, ne bir madde, ne bir spor ne de bir insan bunu benim için yapabilir. Kendimi kocaman bir elek halinde, tıpkı denizde olduğum gibi, özgürlüğün akıntısına bırakmazsam asla istediğim o anlara ulaşamayacağımı anladım. Eleğe ne kadar çok taş takılırsa o kadar tıkandığını ve eğer temizlemezsem giderek de tıkanacağını hayal edememiştim.

Senin de kendini özgürleştirebilmeni dilerim. Özgürlük her yerde! Tanrı zihnimi okuyabiliyorsa ne mutlu ona inanılmaz eğleniyor olmalı! Evlenmemek, çocuk yapmamak özgürlüğüm var, kimi ülkelerde bunu bulamayan kadınlar var. Evimi, arabamı, kıyafetlerimi seçme özgürlüğüm var, … Fark edemediğimiz kadar çok özgürüz aslında, öyle olmadığını söyleyen kim ? Özgürleşmek zihnimizin içinde başlayan ve etrafa görünmez bir gökkuşağı saçan harika bir deneyim. Kendini bu deneyimden alıkoymamanı dilerim. Bunu kazanmak için her şeyini veren ve her şeyinden vazgeçen insanlar var. Peki ya sen nelerden vazgeçerdin ?

Denizin altında bağırarak söyleyebileceğim bir şarkı bırakıyorum şuraya..

#freedom #pharrelwilliams #kingdom #befree #setyourmind #free

Serüven 5.2: İyileşme

Uzun bir süreçti, farklı yanlarımı farklı zamanlarda iyileştirebildim. Yeni yaralar da aldım, eskilerini kapatırken. Bazı savaşlardan yarasız çıktım, daha önceki yaralarım sızladı sadece. Bazen isyan ettim, daha eskilerini kapatamadan yeni yaralarımla uğraştığım için; artık yara almaktan usandığım için, yaralanmak istemediğim için. Haklı değil miyim ? Sürekli üzülmeyi kim ister ki ?

Öncelikle şunu kabullendim: Benden başka kimse yaralarımı sarmayacak, gelip de merhamet etmeyecek. Sonra, yol dikenliyse şort giymeyeceksin yada illa giyeceksen de yaralarından yakınmayacaksın.

Oklar ince de olsa batarmış!

“Bütün bunları aklım almıyor, ama kalbime sığıyor.” LÂ sonsuzluk hecesi

Aylarca psikoloğuma geldim, gittim; geldim ve gittim. Her seferinde daha da rahatladım, artık bu dünya üzerinde beni anlayan, bana güvenen, beni dinleyen, bana inanan bir canlı vardı! Haklı yada haksız beni yargılamadan, bir sınıflandırmaya ya da kıyasa sokmayan biri vardı! Onunla tüm yüklerimi paylaştım, paylaştıkça da rahatladım. Ağlamadığım bir seans benim için iyi geçmiş sayılıyordu. Her seferinde teşekkür ederek ayrılıyordum. Kimseyi değil en çok onu, aslında kendimi dinlemeye başladım. Fark ettim ki yapabilirim, başarabilirim, bu yüklerden sonunda kurtulabilmenin bir yolu var!

“ Evet mümkün aynı anda sevmek ve nefret etmek aynısını yapıyorum her gün kendime.” Rupi Kaur, Güneş ve Onun Çiçekleri

Tüm yollar, tüm cevaplar hep tek bir kapıya çıkıyordu o da “Kendini sev!”. Her seferinde “Gerek yok!” diyip geçiştirdim. Sonunda bana bunu göstermenin başka bir yolunu buldu psikoloğum ve dedi ki: “Bari kendini cezalandırmayı bırak!”. “Yok artık, o da ne demek? Kendimi niye cezalandırayım ?”. Ama öyleydi işte, yaptığım tam olarak da buydu, başıma gelen kötü olayları hak ettiğimi düşünüyordum. Layık olduğum şey acı çekmemdi, kötü ve lanet biriydim. Dövülmeyi, hakarete uğramayı; bağırılmayı, sevilmemeyi hak ediyordum. En ufak hatamda da kendimi en acımasız şekilde cezalandırıyordum. Nasıl mı ?

Bedeli ödemesi gereken “beden” miydi? Cezalar onu dizginlemek için yeterli mi? Zulüm çektikçe beden rahatlar, kurtılur mu ağırlıklarından? Ne kadarı yeterli? Dur noktası ne ?

Canımı yakan topuklu ayakkabılarımla merdiven inip çıkardım, canım acıdıkca sinirim de yatışırdı.

Soğuk havada önüm açık, donarak yürürdüm. Hasta olunca da ilaç almaz, doktora gitmez, iyileşene dek ağlardım.

İşimde fazla mesaiye kalmaya, maaştaki kesintilere, yapılan mobinglere ses çıkartmazdım. Onun yerine sanki suçlu benmişcesine eve uykusuz, aç gider ertesi gün işe yorgun, uykusuz ve yarı baygın giderdim.

Toplu taşımalarda etrafa sataşır, ya da kavgalara karışırdım.

Yağmurlu, soğuk havalarda taksiye bineceğim yerlerde inatla yürürdüm ve buz kesmiş halde eve varmış olurdum.

Peki neden?

Var olduğumu hissetmek, yaşadığımı anlamak, varlığımın değerinin farkına varmak.

Yaşadığımı böyle hissediyordum da ondan. Ancak ve ancak canımın acıdığını farkettiğimde ya da yeterince acı çektiğimi düşündüğümde duruyordum. Böyle anlarda acı eşiğim o kadar yükselirdi ki, bedenim bana uyarılar vermeye başladığında bile dikkate almazdım. Yaşadığımı hissettiğim anlar acı duyduğum anlardı. Diğer zamanlarda zaten bir boşluk ve kaos hakimdi. Haliyle kendine acı, merhamet göstermeyen birine başkaları neden ve nasıl iyi davransın, sevsin ?

“Yaşam yürekle kafanın dehlizlerindeki devletlerle savaşmaktır.” Knut Hamsun, Gizemler

Şimdi tekrar çözüme geri dönelim, kendini sevmek. Nedir bu kendini sev, say mevzuları? Kendini sevmek kendini yüceltmek ve üstün görmek mi? Ya da kendine iyi davranmak mı, her sabah aynaya bakıp aynadaki yansımaya gülümsemek mi? Bunun için farklı yolları denedim, denedim, denedim. En sonunda kendimce bir yol çizdim ve yavaş yavaş kendimi sevmeye başladım. (Daha önceki ‘Serüven 3: Kabullenmek’ yazımda bundan detaylı olarak bahsetmiştim. Dilersen o yazıma da göz atabilirsin.) Ancak benim değinmek istediğim konu nasıl olacağından çok bu konunun neden önemli olduğu. Madde madde değinelim mi?

Sende yetenek yok, çizmeyi bırak dediler. Yıl: 2001
  1. Örneğin burnunu beğenmiyorsun. Her aynaya baktığında bundan sebep nasıl canın sıkılır değil mi? Peki ya sevsen? Böyle bir sorun bile olmayacak. Bir de başkalarından da burnunla ilgili olumsuz bir şey duyduğunda üzülüyorsun ya sevsen gülüp geçer, onlara konuşulacak konu bile bırakmazdın.
  2. Senin sevmediğini bir başkasının sevmesini neden bekliyorsun ? Aslında tam da senin istediğini yapıyorlar işte, senin sevmediğini onlarda sevmiyorlar, hayır başka ne yapsınlar? Sen sevsen onlara da sevdirirsin belki ?
  3. Hep duyarsın ya ‘Babana çekmişsin!’, yada ‘Aynı annen gibisin!’. Ya DNA sarmalının yarısı anneden yarısı babadan, bize verilen bu özelliklerin hangisini seversek güçlenir, sevmez düzeltirsek azalır ama varolmaya devam eder. Var olan bir şeyi nasıl yok edebilirsin ? Ya anneme ya babama benzemiyorum, ikisinden de bir şeyler alıp istediğim yönümü de istediğim şekilde güçlendiriyorum. Bu bir yolculuk, kendine doğru bir keşif! Bir yanımı nasıl olur da inkar edebilirim ? Bir yanımı nasıl olur da sevemem? Vazgeçin ayrıştırmaktan. Anımsatabilirim ama ben yep yeni bir hikaye yazıyorum!

Şimdi gelelim yukarıdaki maddelerle neyi anlatmak istediğime… Öncelikle elbette kendinde sevdiğin ya da sevmediğin, güçlü yada güçsüz yanların olacak. Bu çok doğal değil mi? Sen iki farklı insanın bir araya gelip çıkardığı bir ürünsün, günümüzdeki teknoloji göz ve saç rengini belirlemeye başlamış olabilir, bazı hastalıklı genleri yok etmeye başlamış olabilir ancak, hala daha karakteristik özelliklerimizin seçilimleri tamamiyle birer şans.

“Şans, rastlantıları doğru kullanma yeteneğinden başka bir şey değildir.” Jeanette Winterson, Tutku

Kendinde sevmediğin bazı özellikler var ve artık bu yanların büyük oranda da kendinden nefret etmene neden oluyor. Belki anneni yada babanı sevmiyorsun. Ya da ikisinden birinden gelen bir alışkanlıktan ötürü hayatın hep zorlaşıyor. Önce onları değiştirmeyi denedin, olmadı kendini değiştirmeyi deniyorsun ama olmuyor. Beğenmediğin yönlerin yüzünden kendinden nefret ediyorsun. Peki bu yönlerini kötü bulma nedenin ne? Bunu sana söyleyen başkaları mı yoksa kendi iç sesin mi ? Bunu öğrenmenin tek yolu var, o da denemek!

Okulda anlatılanlar başkaydı. Sisteme karışmamışların öğrencileriyiz. Okul dışına çıkmamışların eserleriyiz.

Vazgeçmeni, değiştirmeni istedikleri yönlerini düşün, acaba haklılar mı yoksa sadece boş mu konuşuyorlar, daha da önemlisi bir de sözün geldiği kişiye bak. Hatta en güzeli kimsenin dediklerini bu kadar önemsememek olurdu.. Ama kalbi yorgun bizim gibiler için bu bazen zorlu olabiliyor, güvenmek ve inanmak isteyebiliyoruz. O yüzden yavaş ama emin adımlarla tek tek çözümleyelerek gidelim, olur mu? Hedef: “kendini sevmek”, “kendine değer vermek”, “kendini anlamak”, yani en basitçe hedefinin yalnız ve çok yalınca”KENDİN” olması yeterli.

İyileşmek uzun bir süreç, bunda anlaşalım. 🙂 Etkisini hemen göstermeyen ama iyi gelen, seni sana, özüne ulaştıran bir süreç. Ne kadar keyifli olduğunu denemeden bilemezsin. Kendimle ilgili her yeni keşfimde yaşadığım mutluluk ve tatmini sana anlatamam! Ancak gözlerimden yansımasını görebilirsin! Değiş, farklı ol demiyorum, ama kendini, özünü bir dinle diyorum! Bu sebeple başkalarının yolları sana uymayacaktır, başkalarının yaptıkları sende işe yaramayabilir. Kimi sessizlikte, kimi seste kendini bulur. Mesela sana meditasyon, başkasına ses terapisi iyi gelmesi gibi…

Sana çok basit bir örnek vereceğim: Annem yıllarca saçımı sarıya boyattırdı durdu. Evet, boyattırdı diyorum çünki boyatmadığım zamanlarda gelip bana” Ayy ne kadar çirkin ve bakımsız olmuşsun, nerede o güzel sarı saçların?” Derdi. Peki neden biliyor musun? Ben çocukken liseye kadar saçlarım sapsarıydı ve annem benim o saçlarımla övünür dururdu da ondan. Ancak son 7 yıldır saçlarımı boyatmıyorum ve çevremdekiler beni böyle de çok beğeniyorlar. Hatta saçlarıma beyazlarda geldi, hala boyatmıyorum çünki böyle güzel olduğumu düşünüyorum ve etrafımdan da aynı şekilde pozitif yorumlar alıyorum. Sen de kendini, yaşamında ilk sıraya almalısın. Sen ne yapmaktan hoşlanırsın? Nasıl biri olmaktan, nasıl giyinmekten, nasıl davranmak ve konuşmaktan hoşlanıyorsun?

“… duygusal bütünlüğümüzü toplumsal kabul için feda ediyoruz.” Yong Kang Chan, Sevebilmek

İyileşmek, iyi olmak için kendinden başka yardım edecek kimsen yok, bunda da anlaşalım. Yani diğer tüm insan ve etkenler sana hizmet için varlar, eğer sen kötü bir yöneticiysen kadrondaki elemanların da vasat ve başarısız olacaklar, ama sen iyi bir yöneticiysen herkes seninle çalışmaktan keyif alacak ve senin destekçilerin olacaktır. Yönetmeyi bilmezsen yönetilirsin, bu süreçte kendi yönetimini eline alıp tarama, temizlik ve tazelik dediğim yeni sürecine başlayabilirsin.
1.Tarama: sana zarar veren, seni sana sürekli kötüleyenlenleri bir listele bakalım kim bunlar, senin hayatında nasıl bir yere ve öneme sahipler?
2.Temizlik: bu kan emicileri hayatından teker teker çıkart ve yerine yeni kan emiciler almaktan da kaçın.
3.Tazelik: sana iyi gelen, kendin gibi, sana değer veren insanlarla yeni başlangıçlar yapmak.

Denemekte vazgeçmeyip çizmeye devam ettim. Yıl: 2002

Denedikçe göreceksin ki, kendini sevmek de iyileşmek de zor şeyler değil. Asıl sorun sana bu süreci yaşatmayan, izin vermeyen insan ve çevresel etkenlerde. Senin tek suçun yönetimi onların eline vermiş olman, bu yönünü düzelttiğinde her şey olması gerektiği gibi olmaya başlayacak. Önceleri yaşadığın deneyimleri şans, sihir olarak tanımlayabilirsin ama aslında, gerçek olan tek şey senin içindeki o güç! Kendini sevme, değer verme ve önemsemenle birlikte gelen o “sevgi”.

“Kendi arzuladığımız kişi değiliz. Toplumun talep ettiği kişiyiz. Anne babamızın istediği kişiyiz. (…) İşte bu yüzden en iyi yönlerimizi bastırırız.” Paulo Coelho, Aldatmak

Benim iyileşme serüvenim neredeyse tamamlandı, kendimi eskisinden de daha güçlü, huzurlu, sağlıklı ve anlamlı hissediyorum. Daha da önemlisi insanlar bendeki bu değişimi fark edip; çevremde olmaktan, benimle zaman geçirmekten tekrar keyif almaya başladılar. Karşılıklı huzur ve değer gördüğümüz ortak bir paylaşımı deneyimlemek gerçekten zamanımızı daha da anlamlı kılıyor. Buna değer! Kendim için aldığım tüm risklere, başkaldırmalara değer! İyi ki iyileşmek için bu kadar yol kat edip, kendimi yeniden sevmeyi seçmişim! Kimse için değil kendim için savaştım, kendim için bir şeyler yaptım!

Yalnız değilsin, sen de yapabilirsin! Kendinle ilgili sevmediğin, değer vermediğin tüm o yanlarına/yanına şimdi lütfen bir daha bak! Gerçekten sevilmemeye, ötekileştirilmeye değer mi? Yoksa kocaman bir adım atıp; kendini olduğun gibi kabul etmek için, iyileşmek için bir şeyler yapmanın vakti geldi mi?

Geçip giden zamanı sen nasıl kaybetmek istersin?

Birine aşık olduğunda kaybetmeye de hazırsın demektir. Kendini kaybeder, asıl amaçlarından sapar aşkın kör ettiği gözlerinle karanlıkta amaçsızca dolaşır ama gene de gülümsersin.. 🙂

Birini sevdiğinde başka bir şeylerini kaybedersin, böylelikle yeniliklere açılırsın. O sırada kaybettiklerine üzülmeyecek kadar neşelisin. Kendinden ödün verirsin, işine geç gider, uykusuz kalırsın, atkını bir yerlerde unutur üşürsün.. Onu hatırlayınca gelen gülümseme, arkasından bir bir gelen imgelerle hızlanan kalp.. İşte ısındın ve gene düşlere daldın bile..

Love is Love.. Enjoy it

Aşıkken etrafında olanları kaçırırsın mesela, akıp giden zamanı fark etmezsin çünkü sence zaman çok ama çok hızlıdır (onunlayken) yada çok yavaştır (onsuzken) ama gene de gülümsersin 🙂 Biriktirdiğin anıları bir daha bir daha yaşar zamanı hızlandırmaya çalışırsın.. Ve özlem..

Sen fark etmeden etrafında ve kendinde oluşan kayıplara, değişimlere ne alışmak ne de onları yakalamak mümkün olur. En iyi arkadaşının nikahını, en sevdiğin filimi, en sevdiğin sanatçının konserini, hep yazılmak istediğin o dans kursunu, yurt dışına yapacağın şu planladığın gezini ve daha pek çoğunu bu aşk için, aşkın için ikinci plana atarsın, bazılarını da kaybedersin.. Kaybetmeyi kabullenmen gerek, hatırladın mı? Taşıdığın kocaman bir sevgi var elinde ya..

Peki ya o “Aşk” da giderse.. Ah gene sudan çıkmış bir balık daha, aman yakalanma başkasının oltasına! Dediysek de dinletemedik.. Gene geldi balık oltaya, yakalandı aşk hastalığına ve alalım hepsini en baştan bir daha bir daha..

İşte böylesine zararlı bir duygu durumunu gene de ve illa da neden tekrar yaşamak istiyorum? Neden seviyorum? Neden sevilmek istiyorum? Sevgi nedir? Neden ihtiyaç duyuyorum ? Hiç bilmiyorum.

Acaba geçip giden zamanları bir yerlerde bulabilir misiniz? 🙂