Kendini sevebilmek için, kendinle zaman geçirmen, keşfetmen yani: “yalnız kalman” gerekir. Peki ya neden ? Kendime olan sevgimi aldığım maaşın miktarı, bedenimin şekli yada çevremdeki insanların sayısı ile ölçemez miyim ?
Her yıl, her ay, her gün dileğim kendimi sevebilmek, değer vermek ve bunları yapabilme kabiliyetini edinmekti.
Hani bir laf vardır ya, hiç kimse yoksa bile yanında “O” vardır. İşte “O” diye tanımladığımız aslında kendi benliğiniz. Bunu ister Tanrı ile buluşma ister kendinizle tanışma olarak yorumlayın, mevzu anlamaya çalışmak! Hiç tanımadığınız, zaman ayırmadığınız, dinlemediğiniz bir canlıyı sevebilir misiniz? Elbette, kocaman bir HAYIR!
Neyse, ben her gün Tanrı’dan kendimi sevmem için yardım etmesini diledim ve O’da her gün beni daha da yalnızlaştırdı. İlk başlarda dileğimle yalnızlaşmam arasındaki bağı anlayamadım, çünkü kendimi sevmem için başkalarına, başarı hikayelerine, güzelleşmeme yani mükemmele en yakın bir birey olmaya, herkes tarafından kabullenilmeye ihtiyacım vardı. Tüm bunları yaparken yavaş yavaş kendime olan sevgimin de ortaya çıkacağını umuyordum. Ama tüm bu denemelerim boşa kürek çekmekten öteye gitmiyordu. Bir zaman sonra ne çevremdekilerin beni sevmesini sağlayabildim, ne de kendimi sevmekle ilgili bir arpa boyu yol kat edebildim. Ben de işi zamana bıraktım.

“Hayat hayatı çeker.” Simyacı
Sıradan bir akşam evimde otururken kendi başıma başardıklarımı, gerçekleşen hayallerimi düşünmeye başladım. Ancak kendimi, tüm bunları paylaşacak birinin olmamasına üzülür hatta acır halde buldum. Başladım söylenmeye, aileme, çevremdekilere, neden en güzel anımı paylaşacağım bir kişi bile yoktu? Neden paylaşmak istediğim bir kişiye bile ulaşamamıştım ? Bu haksızlıktı! Ben onların hep yanındaydım ama onlar beni yalnız bırakmışlardı. Gözlerim şişene kadar ağladım, karanlıkta oturup kendime acıdım, birine anlatamadıktan sonra başarmanın anlamı kalmamıştı. Ancak yüreğim buna inanmadı.
“Seçeceğiniz yol sizi her zaman mutlu yapmayabilir; zaten hayatın her anında mutluluk aramak başlı başına bir mutsuzluk halidir. Önemli olan izini takip ettiğiniz yolda kendi bıraktığınız izi sevip sevmediğinizdir.” Saffet Emre Tonguç
Koltuğa geçip oturdum ve en sonunda O’nun ne yapmaya çalıştığını anladım: beni en başından beri kendimle baş başa bırakmaya çalışıyordu! Ürperdim. Yalnız yaşıyordum ama gerçek anlamda kendimle olmanın ne olduğunu daha önce hiç keşfetmemiştim. Bunun anlamı aslında yapmaktan zaten keyif aldığım o değerli anlardı: köpeğimle Polonezköy’de açık büfe kahvaltıya gitmek ve sonrasında yürüyüşe çıkmak, sahilde tek başıma paten yapmam, köpeğime sımsıkı sarılıp uyumak, kahvemi alıp kitabımı okumam, müziğimi açıp dans etmem, .. bunun gibi bir çok kısa yada uzun, başka başka şeyler.

“İnsan gereğinden çok konuşarak da, gereğinden çok susarak da günah işleyebilir. (…)” Gülün Adı – Umberto ECO
O anda tüm bunlar ve daha fazlası gözümün önünden geçti ve fark ettim ki aslında dileğim kabul olmaya başlamıştı ama ben inatla bunu anlamakta güçlük çekmiştim. Tekrar etmem gerekirse özetle durum şu: nasıl ki yeni birini tanımak, anlamak, çözmek için onunla zaman geçirmeye ihtiyacın var ise aynı şey “senin” için de geçerli. Kendinle zaman geçirip onu anlayabilmen için yalnız kalıp ona kulak vermen, öncelik vermen, değer vermen ve YALNIZ olman gerekiyor. Bunu yapmaya cesarettin var ise seni harika bir serüven bekliyor! Kimsenin gitmediği, daha önce kimsenin bakmadığı yeni bir sen keşfedeceksin. En önemlisiyse her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi öğreneceksin, çünkü etrafında aksini söyleyecek kimse olmayacak! 🙂

Kendini sevebilmek, bağ kurabilmek için her insanın izleyeceği yol, yöntem ve materyaller birbirinden farklıdır. Mesela, ben öyle aynalarla, cümle tekrarlarıyla kendimi sevmeyi öğrenecek biri değilmişim. Bana daha somut ve kalpten gelen şeyler lazımdı, öyle de oldu!
Özetle bazen nereye varacağını bilmeden dilediğiniz o talepleriniz var ya: aslında hepsi bir şekilde gerçekleşiyor ama içindeyken yada beklediğiniz sürede gerçekleşmediği için unutabiliyor yada anlamayabiliyorsunuz. Şimdi tekrar soruyorum: sen ne dilediğini gerçekten de biliyor ve gerçekleşmesi için başına gelecekleri kabul ediyor musun ?
