Ölüm gerçek mi? O halde ruha ne oluyor? Yitip giden biri için neden dua ediyorum?
Ölüleri ziyaret bana hep yanlış anlatılmış. Bugün çok uzun zaman sonra babamın mezarını ziyarete gittim. Şu anda içimde başka bir huzurla dönüyorum. Bunu deneyimlediğim için de çok mutluyum. Bence mezarları şu sebeplerden ötürü ziyaret etmeliyiz:
- Ölümü anlayabilmek,
- Ölümü kabullenmek,
- Yaşadığını anımsamak,
- Yaşadığın, nefes aldığın anın kıymetini bilmek,
- Ölen kişiyle anılarını tazelemek
Ama en önemlisiyse ölen kişinin öldüğü gerçeğini kendimize hatırlatmak için gitmeliyiz. Babacığım, senin ölümünle hayatımda başlayan yeni bir dönem ve hepsinde de yanımda olduğunu bildiğim anlar için teşekkür ederim. Mekanın cennet olsun.
“10 Ekim 2021” tarihli notumdan…
BÖLÜM 1 : ÖLÜM DEDİĞİN NEDİR?
Geçtiğimiz yıllardaki ölme arzumu hatırlıyor musun? Her zorlukta, her ağladığımda, her ezilişimde… Hepsinde de ölmek istedim. Ancak, içimdeki bir parça beni hep alıkoydu. En ciddi olduğum anda bile en fazla ileri gidebildiğim an, vasiyetimi yazmak oldu. Bazen Arya, bazen eşyalarım, bazen kardeşim, bazen de inançlarım… Ama en çok da kardeşim beni bu anlardan sıyırdı. Ona bırakacağım bu acıyı hak etmediğini ve bana bir gün ihtiyacı olabileceğini düşünerek hep vaz geçtim. Eyleme geçmedim. Ancak ölüm arzusunu da kafamın içinden atamıyordum.

O zamanlar bilmiyordum, ama şimdilerde öğrendim ki: ölmenin bin türlü hali de var. Ne zaman ölmek istesem, Tanrı bu isteğimi her seferinde kabul etti. Ve ben defalarca öldüm! Yaşarken deneyimlediğim şeyin bu olduğunu anlayana dek! Sayısız kez, farklı şekillerde öldüm ve yeniden doğdum. Nasıl mı? Bak şimdi:
- Yıl 2024, kimsesiz ve sevgisiz kaldım. En zor anlarımda arayabileceğim tek bir kişi vardı ancak her şeyimi de onunla konuşamıyordum. Genellikle iş hayatım, bazen de ailevi sorunlar hakkında sohbetler edebiliyorduk. Benim yalnızlığımsa daha çok sosyal ve kalben olan türdendi. İçimde bir şeyler ölmüştü. Bunu hissediyordum, ancak elimden kabullenmek alışmak ve devam etmekten başka bir şey gelmiyordu. 2025’in ortalarına doğruysa yalnızlık, sevgisizlik ve tek başına olmayı kabullenmiş yeni bir ben doğdu. – Ölüm 1
- Yıl 2024, Mısır’da Musa’nın dağına çıktım. Yolculuk sırasında ortadan ikiye ayrılarak yada kalp krizi geçirerek öleceğimi sandım. Buna rağmen, benden vaz geçmeyen orada tanıştığım bir dostum sayesinde, en tepeye kadar çıkmayı başardım. Döndükten 2 hafta sonra aldığım bir haber ile içimde yeniden bir şeylerin öldüğünü hissettim. 10 yıllık avukatım tarafından ihanete uğramıştım. Duyduklarım karşısında bedenim buz kesmiş, kulaklarım çınlamış ve gözlerim donuklaşmıştı. Ancak, bu seferki ölüm kısa sürmüştü. Filmin sahnelerinin yavaşladığını, durduğunu, geri sardığını ve yeniden akmaya başladığını hayal edin. Film tekrar akmaya başladığındaysa ben YENİDEN DOĞDUM. Korkunun yarattığı çaresizlik ve isyan… Tanıdık geldi. Tıpkı Musa’nın dağındaki gibi öleceğim korkusu, çaresizlik ve isyan yerine bu sefer duruma sakin, çözümcü ve akıllıca yaklaşarak kendime ve kardeşime yeni bir yol açtım. – Ölüm 2
- Çanakkale’de babamın evindeki odaya kendimi kilitledim. O sırada aşağıdan geçen gençlerin cıvıl cıvıl seslerini duyunca içimden, “Ben de yalnızca sizin gibi özgür ve mutlu olmak istiyorum! Gezmek, süslenmek ve eğlenmek istiyorum! Çok mu?” dedim. Sonrasında cama çıkıp tırabzanın önüne geçtim. Son kez annemi aradım, ancak annem beni sakinleştirip ikna etti. Odadan çıktım, Babamla yüzleştim ve bir daha da ona boyun eğmedim. Ne ona ne de anneme. Son ana dek de Babama her zaman gerçekleri söyledim. Onunla yüzleşebilmek için içimdeki korkak ve ezilmiş çocuğu öldürdüm. Yerine kendisi için savaşan ve sesini çıkartan yeni bir ben yarattım. – Ölüm 3
Yani ölmek yalnızca bedensel biçimde olmuyormuş. Ben defalarca ÖLDÜM (kabuk değiştirdim) ve bu değişim süreci bana ölüm kadar beter geldi. Ancak şimdi biliyorum. Biz insanların basit zihinlerinde canlanan şekilde değil ölüm. Gerçek ölüm bambaşka bir şey. Tanımlandığında sahipleneceğin, kabulleneceğin ve anlayabileceğin, bilinmeyen ve kişiye özel bir tecrübe.
Henüz o erdeme eremedim. Benim için GERÇEK ölüm yani yok oluş ve yeni var oluş Tanrı’ya kavuşma anıdır. Bu Dünya’daki tüm ölümlerde O’na kavuşmak içindir. O nedenle:
Ölüm, bildiğin gibi değil!
Ölüm, anladığın şey değil!
Ölüm varsa yeniden doğmak da var.
Korkmadan O’na güvenerek ilerlediğinde kaç kez ölüp ölüp dirileceğine sen de inanamazsın ama anlayabilirsin.
BÖLÜM 2: ÖLÜMÜ ANLAMAK
Babam öleli daha 40 gün bile olmamıştı, içimden onu topraktan çıkartmak geliyordu. Mezarlığa yakın, kazma ve kürek gibi şeyleri nasıl bulacağım araştırdım. Sonrada ölen birinin 20.günde ne halde olacağını öğrenmek istedim. Toprağın babamı yiyecek olmasına katlanamıyordum. Ancak, geç kalmıştım. İslam’da yer alan ve ölümdeki 40 gün beklenmesinin nedenini o andan daha iyi anladım. Özetle babam ve midesinden yayılan bakteriler çoktan onu yiyip bitirmişlerdi. Planım suya düşmüştü. Ölmesi, gömülmesi yetmemiş artık babam yok olmuştu.

Kendimi toparladıktan sonra, ölümü araştırmaya başladım. Öldükten sonra babamın başına neler gelmiş olabileceğini ve onu nasıl koruyabileceğimi bilmek istedim. Bir çok Youtube videosu, film ve makalelerden sonra bana en iyi gelen yanıtların hepsini bu kitapta buldum: “Ve… Sonraki Hayattan Kırk Öykü, David Eagleman”. Kitabı okudukça kelimeyle olan ilişkim ve bağım da değişmeye başladı. Bitirdiğimdeyse artık ölümü anladığımı ve hatta sevdiğimi bile söyleyebilirim.
Kitapta toplamda 40 adet kısa öykü bulunuyor. Her biri bir diğerinden tamamen farklı. Kafamda ölümden sonra insanlara ne oluyor diye düşünsem bu 40 hikayenin 1 tanesi bile canlanmazken, şuanda hepsinin de olabileceğini düşünüyorum. Çünkü, neden olmasın?
Mesela, “Metamorfoz” bölümünde söylendiği gibi: “Bizi hatırlayanların zihninde yaşadığımız için, yaşamlarımızın kontrolünü yitirir, onların olmamızı istediği kişiye dönüşürüz.”

Daha önce duydun mu bilmem ama Meksikalıların Ölüler Günü‘nden (The day of Death) haberin var mı? Ölen yakınları anımsamak, onurlandırmak ve onlarla sembolik olarak yeniden bir araya gelmek için düzenlenir. Meksikalılar için ölüm, son değil; yaşamın doğal bir sürecidir. Peki ya bunu anlatan bir film var desem? Bunu izlememiş olamazsın! Hadi ama tatlı ve hayalperest “Coco“dan bahsediyorum. Filmi izlediğinde de anlayacağın üzere ölen kişiyi her yıl anmazsan ruhu kayıplar diyarına gider ve bir daha da geri gelemez.
Peki ya Japonların da buna benzer bir festivalinden haberin var mı? Her yıl yapılan bu festivalin adı “Obon Festival” yada kısaca “BON“. Festivalin amacı ölmüş atalarını anmak ve hatırlamak için düzenleniyor. Yedi ceddinize gerek yok yakın akrabalarınızı da anabilir, onurlarına suya bir fener koyabilirsiniz. Ben de bu festivalden “Kubo ve Sihirli Telleri” stop-motion filminden öğrendim.

Bu iki filmden ve kitaptan sonra fark ettim ki ölümden bu kadar nefret eden, korkan bir tek Türkler mi yani? Mezarlıklarımız korku filmleri gibi, gitmeye ürperiyoruz. Bir de Meksikalıların, Amerikalıların, Korelilerin veya Japonların mezarlıklarına bakın, bakımlı ve görsel olarak da ne kadar düzenli. Bizlere buz gibi bir malzeme olan mermerden çirkin bir renkte çirkin bir tasarımda, içeride kimi yerler karanlık yeterli aydınlatması olmayan, bitişik hatta alt alta üst üste bir yerleşimle, sık ağaçların korkutucu ve soğuk gölgesine gömüyoruz sevdiklerimizi. Ölüm tabi ki de bize yeni bir travma katar, Türk mezarlıkları aynen bunun için tasarlanmış ve amacına da hizmet ediyor!
Hayatta hep en korktuğunuzdan, en sevdiğinizden ve en çok kaçındığınızdan sınanırız. Ölüm de bunlardan biri. Dinimiz ve yaşadığımız ülke şartlarınca bu durum hep bu şekilde zihinlerimize kazılmış durumda. Mezarlıklarımızın girişlerinde “Her canlı bir gün ölümü tadacak.” yazıyor. Daha ölmedik bu kadar korku neden? Ölüm korkulması gereken bir şey değil ve olmamalıdır da. Belki de ülkemizin genel problemi olan gelenin gitmemesi, gençlerin önünü açmaması hep bu kaygılar yüzündendir. Oysa gerçek ölüm: bir daha asla hatırlanmamaktır!
Dünya genelindeki gezilebilecek, görülebilecek güzel, evet evet hatta en güzel mezarlıklarla ilgili aşağıdaki blog sayfasına göz atın derim. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. 😉 Mezarlık denilen şey gerçekten bizdeki gibi korkutan, tehdit eden bir yer olmak zorunda değil! Linki aşağıya bırakıyorum, merak edenler bakabilir.
https://boardinginfo.com/en-guzel-mezarliklar/
Özetleyecek olursak, ölüm yaşamı besler. Ölüm ve yaşam bir döngüde ve dengedir. Ölümü anlamazsak, kabullenmezsek yaşamı ve onun diğer yarısını da anlayamayız. Elimizdekinin değerini bilemeyiz ve en önemlisi yolumuza devam edemeyiz. Arayışlarımız hep eksik kalır, çünkü her zaman tek yönlüdür. Oysaki döngü çift yönlüdür tıpkı aşk ve nefret, kadın ve erkek, genç ve yaşlı, güzel ve çirkin gibi ölüm ve yaşam da birdir, bütündür. Onlara verdiğimiz duygularla kimlikler yaratıp birbirinden ayıran bizleriz. Benim için ölüm Allah’a kavuşmak ve bu dünyadaki döngünü yaşam olarak tamamlamış olmak demektir.
Artık her fırsatta babamı ziyarete gidiyorum, ona çiçekler alıyorum. En önemlisiyse her seferinde onunda gülümseyerek buluşup gülümseyerek vedalaşıyorum. Hak ettiğinden yada neyi hak ettiğine karar verecek bir erdeme sahip olduğumdan değil, içimden böylesi geldiği için… Onun bir yarısı hala içimde yaşamaya devam ettiği için… En önemlisiyse unutulmayı ve terk edilmeyi hak etmediği için onu ziyaret ediyorum.
Benim için ölüm sizin bildiğiniz gibi değil… 🙂













Benim denklemimde “sağlama” kısmı eksik kalmıştı, bunu akıl edememiştim. Onlardaki beni de yok sayarak hayatlarından çıktım ve bir daha dönmedim.
Karada
Yüzmeyi öğrenmek için gittiğim kursa artık ileri seviyede eğitimle devam ediyordum. Kursta benden büyük erkekleri yarışlarda geride bırakıyordum. Bu nedenle şevklerini kırdığım gerekçesiyle uyarıldım. Arada bir beni yenmelerine de izin veriyordum. Yüzme dersleri çok güzel gidiyordu. Bir gün okulda sınıf öğretmenimiz yüzme yarışmalarına katılmak isteyenlerin el kaldırmasını istedi. İlk defa kendi rızamla el kaldırdım ama seçilmedim. Yerime Kayra seçildi. Öğretmene neden beni seçmediğini sorduğumda benim Kayra kadar iyi yüzebileceğimi düşünmediğini söyledi. Nereden biliyordu ki? Benimle yarışmamıştı bile!

Şimdilerdeyse çok sessiz deniz, onu bıraktığımdan beri çok değişmiş. Belki de beni henüz tanımamıştır. Ya da acaba bana küstü mü, saklanıyor mu bilemiyorum. Onun sesini duymayı çok özledim.
Güzele ulaşmak için, yaşamında bazı zorluklara katlanman gerekebilir.














