Ölüm gerçek mi? O halde ruha ne oluyor? Yitip giden biri için neden dua ediyorum?
Ölüleri ziyaret bana hep yanlış anlatılmış. Bugün çok uzun zaman sonra babamın mezarını ziyarete gittim. Şu anda içimde başka bir huzurla dönüyorum. Bunu deneyimlediğim için de çok mutluyum. Bence mezarları şu sebeplerden ötürü ziyaret etmeliyiz:
Ölümü anlayabilmek,
Ölümü kabullenmek,
Yaşadığını anımsamak,
Yaşadığın, nefes aldığın anın kıymetini bilmek,
Ölen kişiyle anılarını tazelemek
Ama en önemlisiyse ölen kişinin öldüğü gerçeğini kendimize hatırlatmak için gitmeliyiz. Babacığım, senin ölümünle hayatımda başlayan yeni bir dönem ve hepsinde de yanımda olduğunu bildiğim anlar için teşekkür ederim. Mekanın cennet olsun.
“10 Ekim 2021” tarihli notumdan…
BÖLÜM 1 : ÖLÜM DEDİĞİN NEDİR?
Geçtiğimiz yıllardaki ölme arzumu hatırlıyor musun? Her zorlukta, her ağladığımda, her ezilişimde… Hepsinde de ölmek istedim. Ancak, içimdeki bir parça beni hep alıkoydu. En ciddi olduğum anda bile en fazla ileri gidebildiğim an, vasiyetimi yazmak oldu. Bazen Arya, bazen eşyalarım, bazen kardeşim, bazen de inançlarım… Ama en çok da kardeşim beni bu anlardan sıyırdı. Ona bırakacağım bu acıyı hak etmediğini ve bana bir gün ihtiyacı olabileceğini düşünerek hep vaz geçtim. Eyleme geçmedim. Ancak ölüm arzusunu da kafamın içinden atamıyordum.
“Beni hatırla, elveda demiş olsam da. Beni hatırla, seni ağlatmasına izin verme. Uzaklarda olsam da seni kalbimin içinde tutuyorum. Ayrı olduğumuz her gece sana gizli bir şarkı söylüyorum.” Coco, Beni Hatırla şarkısından
O zamanlar bilmiyordum, ama şimdilerde öğrendim ki: ölmenin bin türlü hali de var. Ne zaman ölmek istesem, Tanrı bu isteğimi her seferinde kabul etti. Ve ben defalarca öldüm! Yaşarken deneyimlediğim şeyin bu olduğunu anlayana dek! Sayısız kez, farklı şekillerde öldüm ve yeniden doğdum. Nasıl mı? Bak şimdi:
Yıl 2024, kimsesiz ve sevgisiz kaldım. En zor anlarımda arayabileceğim tek bir kişi vardı ancak her şeyimi de onunla konuşamıyordum. Genellikle iş hayatım, bazen de ailevi sorunlar hakkında sohbetler edebiliyorduk. Benim yalnızlığımsa daha çok sosyal ve kalben olan türdendi. İçimde bir şeyler ölmüştü. Bunu hissediyordum, ancak elimden kabullenmek alışmak ve devam etmekten başka bir şey gelmiyordu. 2025’in ortalarına doğruysa yalnızlık, sevgisizlik ve tek başına olmayı kabullenmiş yeni bir ben doğdu. – Ölüm 1
Yıl 2024, Mısır’da Musa’nın dağına çıktım. Yolculuk sırasında ortadan ikiye ayrılarak yada kalp krizi geçirerek öleceğimi sandım. Buna rağmen, benden vaz geçmeyen orada tanıştığım bir dostum sayesinde, en tepeye kadar çıkmayı başardım. Döndükten 2 hafta sonra aldığım bir haber ile içimde yeniden bir şeylerin öldüğünü hissettim. 10 yıllık avukatım tarafından ihanete uğramıştım. Duyduklarım karşısında bedenim buz kesmiş, kulaklarım çınlamış ve gözlerim donuklaşmıştı. Ancak, bu seferki ölüm kısa sürmüştü. Filmin sahnelerinin yavaşladığını, durduğunu, geri sardığını ve yeniden akmaya başladığını hayal edin. Film tekrar akmaya başladığındaysa ben YENİDEN DOĞDUM. Korkunun yarattığı çaresizlik ve isyan… Tanıdık geldi. Tıpkı Musa’nın dağındaki gibi öleceğim korkusu, çaresizlik ve isyan yerine bu sefer duruma sakin, çözümcü ve akıllıca yaklaşarak kendime ve kardeşime yeni bir yol açtım. – Ölüm 2
Çanakkale’de babamın evindeki odaya kendimi kilitledim. O sırada aşağıdan geçen gençlerin cıvıl cıvıl seslerini duyunca içimden, “Ben de yalnızca sizin gibi özgür ve mutlu olmak istiyorum! Gezmek, süslenmek ve eğlenmek istiyorum! Çok mu?” dedim. Sonrasında cama çıkıp tırabzanın önüne geçtim. Son kez annemi aradım, ancak annem beni sakinleştirip ikna etti. Odadan çıktım, Babamla yüzleştim ve bir daha da ona boyun eğmedim. Ne ona ne de anneme. Son ana dek de Babama her zaman gerçekleri söyledim. Onunla yüzleşebilmek için içimdeki korkak ve ezilmiş çocuğu öldürdüm. Yerine kendisi için savaşan ve sesini çıkartan yeni bir ben yarattım. – Ölüm 3
Yani ölmek yalnızca bedensel biçimde olmuyormuş. Ben defalarca ÖLDÜM (kabuk değiştirdim) ve bu değişim süreci bana ölüm kadar beter geldi. Ancak şimdi biliyorum. Biz insanların basit zihinlerinde canlanan şekilde değil ölüm. Gerçek ölüm bambaşka bir şey. Tanımlandığında sahipleneceğin, kabulleneceğin ve anlayabileceğin, bilinmeyen ve kişiye özel bir tecrübe.
Henüz o erdeme eremedim. Benim için GERÇEK ölüm yani yok oluş ve yeni var oluş Tanrı’ya kavuşma anıdır. Bu Dünya’daki tüm ölümlerde O’na kavuşmak içindir. O nedenle:
Ölüm, bildiğin gibi değil!
Ölüm, anladığın şey değil!
Ölüm varsa yeniden doğmak da var.
Korkmadan O’na güvenerek ilerlediğinde kaç kez ölüp ölüp dirileceğine sen de inanamazsın ama anlayabilirsin.
BÖLÜM 2: ÖLÜMÜ ANLAMAK
Babam öleli daha 40 gün bile olmamıştı, içimden onu topraktan çıkartmak geliyordu. Mezarlığa yakın, kazma ve kürek gibi şeyleri nasıl bulacağım araştırdım. Sonrada ölen birinin 20.günde ne halde olacağını öğrenmek istedim. Toprağın babamı yiyecek olmasına katlanamıyordum. Ancak, geç kalmıştım. İslam’da yer alan ve ölümdeki 40 gün beklenmesinin nedenini o andan daha iyi anladım. Özetle babam ve midesinden yayılan bakteriler çoktan onu yiyip bitirmişlerdi. Planım suya düşmüştü. Ölmesi, gömülmesi yetmemiş artık babam yok olmuştu.
Kubo ve Sihirli Telleri, Mezarlık sahnesi
Kendimi toparladıktan sonra, ölümü araştırmaya başladım. Öldükten sonra babamın başına neler gelmiş olabileceğini ve onu nasıl koruyabileceğimi bilmek istedim. Bir çok Youtube videosu, film ve makalelerden sonra bana en iyi gelen yanıtların hepsini bu kitapta buldum: “Ve… Sonraki Hayattan Kırk Öykü, David Eagleman”. Kitabı okudukça kelimeyle olan ilişkim ve bağım da değişmeye başladı. Bitirdiğimdeyse artık ölümü anladığımı ve hatta sevdiğimi bile söyleyebilirim.
Kitapta toplamda 40 adet kısa öykü bulunuyor. Her biri bir diğerinden tamamen farklı. Kafamda ölümden sonra insanlara ne oluyor diye düşünsem bu 40 hikayenin 1 tanesi bile canlanmazken, şuanda hepsinin de olabileceğini düşünüyorum. Çünkü, neden olmasın?
Mesela, “Metamorfoz” bölümünde söylendiği gibi: “Bizi hatırlayanların zihninde yaşadığımız için, yaşamlarımızın kontrolünü yitirir, onların olmamızı istediği kişiye dönüşürüz.”
“Onu affetmek zorunda değilsin, ama onu unutmamalıyız.” Coco filminden bir alıntı.
Daha önce duydun mu bilmem ama Meksikalıların Ölüler Günü‘nden (The day of Death) haberin var mı? Ölen yakınları anımsamak, onurlandırmak ve onlarla sembolik olarak yeniden bir araya gelmek için düzenlenir. Meksikalılar için ölüm, son değil; yaşamın doğal bir sürecidir. Peki ya bunu anlatan bir film var desem? Bunu izlememiş olamazsın! Hadi ama tatlı ve hayalperest “Coco“dan bahsediyorum. Filmi izlediğinde de anlayacağın üzere ölen kişiyi her yıl anmazsan ruhu kayıplar diyarına gider ve bir daha da geri gelemez.
Peki ya Japonların da buna benzer bir festivalinden haberin var mı? Her yıl yapılan bu festivalin adı “Obon Festival” yada kısaca “BON“. Festivalin amacı ölmüş atalarını anmak ve hatırlamak için düzenleniyor. Yedi ceddinize gerek yok yakın akrabalarınızı da anabilir, onurlarına suya bir fener koyabilirsiniz. Ben de bu festivalden “Kubo ve Sihirli Telleri” stop-motion filminden öğrendim.
“Kubo ve Sihirli Telleri” Obon Festivali sahnesinden
Bu iki filmden ve kitaptan sonra fark ettim ki ölümden bu kadar nefret eden, korkan bir tek Türkler mi yani? Mezarlıklarımız korku filmleri gibi, gitmeye ürperiyoruz. Bir de Meksikalıların, Amerikalıların, Korelilerin veya Japonların mezarlıklarına bakın, bakımlı ve görsel olarak da ne kadar düzenli. Bizlere buz gibi bir malzeme olan mermerden çirkin bir renkte çirkin bir tasarımda, içeride kimi yerler karanlık yeterli aydınlatması olmayan, bitişik hatta alt alta üst üste bir yerleşimle, sık ağaçların korkutucu ve soğuk gölgesine gömüyoruz sevdiklerimizi. Ölüm tabi ki de bize yeni bir travma katar, Türk mezarlıkları aynen bunun için tasarlanmış ve amacına da hizmet ediyor!
Hayatta hep en korktuğunuzdan, en sevdiğinizden ve en çok kaçındığınızdan sınanırız. Ölüm de bunlardan biri. Dinimiz ve yaşadığımız ülke şartlarınca bu durum hep bu şekilde zihinlerimize kazılmış durumda. Mezarlıklarımızın girişlerinde “Her canlı bir gün ölümü tadacak.” yazıyor. Daha ölmedik bu kadar korku neden? Ölüm korkulması gereken bir şey değil ve olmamalıdır da. Belki de ülkemizin genel problemi olan gelenin gitmemesi, gençlerin önünü açmaması hep bu kaygılar yüzündendir. Oysa gerçek ölüm: bir daha asla hatırlanmamaktır!
Dünya genelindeki gezilebilecek, görülebilecek güzel, evet evet hatta en güzel mezarlıklarla ilgili aşağıdaki blog sayfasına göz atın derim. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. 😉 Mezarlık denilen şey gerçekten bizdeki gibi korkutan, tehdit eden bir yer olmak zorunda değil! Linki aşağıya bırakıyorum, merak edenler bakabilir.
Özetleyecek olursak, ölüm yaşamı besler. Ölüm ve yaşam bir döngüde ve dengedir. Ölümü anlamazsak, kabullenmezsek yaşamı ve onun diğer yarısını da anlayamayız. Elimizdekinin değerini bilemeyiz ve en önemlisi yolumuza devam edemeyiz. Arayışlarımız hep eksik kalır, çünkü her zaman tek yönlüdür. Oysaki döngü çift yönlüdür tıpkı aşk ve nefret, kadın ve erkek, genç ve yaşlı, güzel ve çirkin gibi ölüm ve yaşam da birdir, bütündür. Onlara verdiğimiz duygularla kimlikler yaratıp birbirinden ayıran bizleriz. Benim için ölüm Allah’a kavuşmak ve bu dünyadaki döngünü yaşam olarak tamamlamış olmak demektir.
Artık her fırsatta babamı ziyarete gidiyorum, ona çiçekler alıyorum. En önemlisiyse her seferinde onunda gülümseyerek buluşup gülümseyerek vedalaşıyorum. Hak ettiğinden yada neyi hak ettiğine karar verecek bir erdeme sahip olduğumdan değil, içimden böylesi geldiği için… Onun bir yarısı hala içimde yaşamaya devam ettiği için… En önemlisiyse unutulmayı ve terk edilmeyi hak etmediği için onu ziyaret ediyorum.
Benim kadar hayal kuran, her kırılan ümidine rağmen yenisine sarılan birisi daha var mı acaba? (Elbette vardır, ancak ben tanımıyorum) Bana bir hayal verin size nasıl yok edilir göstereyim. Çok iyi becerdiğim bir iş. En az hayali kurabilmem kadar başarılı. Şöyle ki;
Bölüm 1: Hedefler, Hayaller
Kitesurf öğrenmek için kalktım İzmir’e gittim. Öncelikli amacım artık kendim olabilmekti, etrafımdaki seslerden, yönlendirmelerden uzaklaşmak istedim. Özgürlüğü deneyimlemek, bunu da sporla, yaşam tarzıyla ve yaşadığım şehirle deneyimlemeyi hedeflemiştim. Aşık olmak, aşkı yaşamak, karşılık bulmak ve artık sevdiğim adamla bir hayat kurmak istedim. Bunların hepsini tek bir yerde bulunca da koşarak gittim. Aşk, huzur, özlem, hayallerim ve kendimi bulduğum bir dünya düşündüm, neden olmasındı ki? Artık buna hazırdım.
Ancak hiç bir şey hayal ettiğim gibi olmadı. Önce kendimden daha da uzaklaştım, sonra hayallerimden vazgeçtim, huzurum hiç olmamıştı zaten, özlediğim şeyleri yaşayamadım, en sonunda da aşkımı da kaybettim ve sepetlenip geldiğim yere geri gönderildim. Resmen sepetlendim, paket edilip uzaya gönderilmişçesine fırlatıldım. Ama daha havalanamadan üsde patladım.
“Bu sefer ne hayal kurdun?!” dedi. Hayal kurmak bir suç gibi geldi.
“beni mahveden arkada bıraktıklarımız değil kalsaydık eğer beraber kurabileceklerimiz” Rupi Kaur
İstanbul’a dönünce baştan başlarım dedim, biraz zaman dedim. Yeni bir hayalin peşinde koşmaya başladım. Önce kalacak yerimi ayarladım, iş buldum, Kanada hayallerime sarıldım bu sefer de. Araştırmalar yaptım, okul buldum, zamanını, tarihini belirledim, danışman firma ile görüşme ayarladım, İngilizce için kurs araştırdım, ders almaya başladım. Bu sırada maliyetlerimi düşürdüm, ek hiç bir harcama yapmadığım gibi sadece geriden gelen borçlarımı ödedim ve para biriktirmeye çalıştım. İşten yana çıkan sıkıntılara kulak asmadım, sadece işe gittim geldim, arada bir aşk, özlem ve pişmanlıklar yaşadım, yılmadım hedefime odaklandım, para biriktir, üzülme, İngilizce çalış, bu sırada yeni yaşamıma adapte ol, yeniden aileyle yaşamak, eski mahalleme dönmek, üstüne bana sırt çeviren insanlar yada ben onları yanımda istemedim artık hangisi oldu bilmiyorum, tüm bunları tek başıma atlatmaya çalıştım, ve sonunda Kanada hayalimin de gerçekleşmesi zor olduğunu öğrendim. Bir hayal daha çöpe gitti.
Nasıl bir “SEN” yaratmak istiyorsun?
Yenisini diktim yerine, madem Kanada’ya gidemiyorum, burada kalacaksam da başka bir iş yeni bir kariyerle bu ülkeden gitmenin yada evden çalışmanın yolunu bulacaktım. Yeşil mimarı için sertifika programlarını araştırdım. Acaba artık ailemle kalmak yerine kendi evime geçebilir miyim ? Ev bakmaya başladım, maaşıma gelecek yeni zam üzerinden evleri aradım ama istediğim maaş da gelmedi, üstelik bir de mağazam değiştirildi ve aylık kazancım gene diplere düştü. İş yerinde başarısız mı oldum hissi, uyum sağlayamamanın verdiği üzüntü, neyse dedim o halde bana iyi bir tatil yarar hem madem hayalim gerçekleşemiyor bari biraz olsun mutlu olayım. Ancak burada da bir takım sorunlar yaşıyordum kafamın içinde, pek çok korku vardı, ne yapacağımı, nereye kiminle gideceğimi bilmiyordum. Sadece çıkmak istediğim bir tatil vardı.
“Kaderin ne olursa olsun onu MUTLAKA YAŞA!” Casus
İzle – Öğren – Uygula, yemek yapmak gibi..
Derken biriyle tanıştım, sonra kahve içmek için buluştuk. Yemekte hiç durmadan konuştum, ne kadar da özlemişim beni gerçekten dinleyen ve yargılamayan birini. Konu hayallerime ve gerçekleşmemelerine geldiğinde ona bir kaç sorum oldu, kendisi memleketinden genç yaşta ayrılmış, 5 kez Amerika’ya gitmeyi deneyip red almış, sonunda kendine başka bir yol ve düzen çizerek bugün ki yaşantısını kurgulamış biriydi, benden çok daha fazla seyahat etmiş olduğundan deneyimlerini merak ediyordum, sorularımı içtenlikle yanıtladı ve bana sorunumun kaynağını gösterdi, “Deniz, sen gerçekten oraya gitmiyorsun sadece bunu hayal ediyorsun ve fazla detaya takılıyorsun.”, “Nasıl yani?”, “Yani, gittiğin yeri en detaylı şekilde analizden geçirmeyi ve bu sebepten aklına takılan endişelerle baş etmesini bırak ve sadece git!” Onunla bana uymayan bazı cüretkar hareketleri yüzünden bir daha görüşmek istemesem de bu önerisini için kendisine minnettarım.
Her şey bu öğrendiğim bilgi sonrasında daha farklı şekilde yön almaya başladı. Aradığım ateşi bulmuştum, geriye onu korumak ve harlamak kalmıştı..
Bölüm 2: Kendim için bir şey
Artık karar vermiştim ve giderek daha da netleşen bir planım vardı. Nihayetinde de kitesurf eğitimi almak için Ayvalık’a gittim. Neredeyse 1 yıl olmuş, korkarak geldiğim şu tatilde her şeyin yolunda gideceğini umud edersin değil mi? Yok canım, konu ben isem pek öyle olmuyor, hayat bana hep sürprizlerle gelir. Vardığın gün itibariyle rüzgardan eser yok! Belki hiç belki 2 saat kayıp geri dönmek zorundayım, alacağım eğitim de bir boka yaramayacak deniyor, yani bu da olmadı be başkan!
“ölüyoruz buraya geldiğimizden beri unutuyoruz manzaranın tadını çıkarmayı” Rupi Kaur
İlk gece, Pazar. Bir yanda dön İstanbul’a, şans zorlanmaz diyen arkadaşım olacak insanlar diğer yanda acıyan ruhum, hataysa da benim hatam ne yapalım gelmişken keyfini sürelim deyip rüzgar yokken burada ne yapılır ne edilir araştırmaya koyuldum. 1 saat blog yaz, 1 saat çizim yap, yarım saat iş bak, yarım saat makale oku derken zaman geçti, biraz rahatladım, göz yaşlarım dindi, akşam oldu, insanlar gelmeye ortam düzenlenmeye , müzik çalmaya başladı. Ortama uymak için daha şık bir üst giyindim, dudağıma parlatıcımı sürdüm, sonra Meksika’daki arkadaşımla yazışmaya başladım, “Kendine bir içki ısmarla ve rahatla Deniz!” tatildesin dedi. Onu dinleyip bir içki aldım, sonra bana “Etrafa bakın kendine sohbet edeceğin birini bulabilirsin, yalnız kalma.” dedi, bense onunla olan sohbetimden çok memnundum etrafla ilgilenmedim, ama bir içki daha aldım. 🙂 Aradaki saat farkından ötürü daha fazla konuşamadık, benim ikinci içkim de bitti, çadırıma döndüm, hafif başım dönerken keyifle uyudum. Kendimden şüphe ederken beni yalnız bırakmaması, yanımda olmaya çalışması benim için çok değerliydi. O gecemi huzurla geçirmemi ve daha önemlisi rahatlamamı sağladı.
Sevdiğin şeyi yap! O zaman çalışmak zorunda kalmazsın!
İkinci gün, Pazartesi. Sabah erken uyandım, yoga yaptım, kahvaltı ve sonrası dinlenme modundayken , işletme sahibini yakaladım, biraz kendimden neden geldiğimden yapmak istediklerimden vs bahsettim, beni eğitmenlerden biriyle tanıştırdı, ama değişen bir şey olmadı. Hem rüzgar çıksa bile sırada bekleyenlerden ötürü beni hiç mi hiç listeye alamama durumu bile vardı. Gözlerim yaşlandı, eh ne yapalım bu akşam dönerim artık dedim içimden. Buraya gelebilmek, akşam tek başıma çadırda kalabilmek, sessizce kendimle zaman geçirmek bile değerli deneyimlerdi benim için. O yüzden orada bulunacağım belki de son anların tadını çıkarmak istedim. Tam çizimime ara vermiş kafamda bu düşüncelerle başımı kaldırmıştım ki bana doğru yürüyen hatunu fark ettim, geldi geldi ve sağ çaprazımda yoga yapmaya başladı, kulağımda müzik onu çaktırmadan izlemek büyük keyifliydi, her hareketini sindirerek, kaslarını tek tek hareket ettirerek yapıyordu. Ne harika dedim içimden, ne büyük emek ve sonuç harika ! İnsanın kendini sevmesi, beğenmesi, kabullenmesi böylesine harika bir sonuç yaratıyorsa ben neden buna sahip değildim? Kendime üzüldüm.
“kabul et iltifatları sana ait olandan çekinmene gerek yok” Rupi Kaur
Kız yogasını bitirince de, “Ne kadar güzel yaptın öyle seni izlemeden duramadım!” dedim. Sapık gibi gözlediğimi değil aşkla izlediğimi bilmesi için.. Sonra kendiliğinden gelişen inanılmaz tatlı bir sohbet başladı, saatlerce konuştuk, dertleştik. Ve ben gitmek arzusunu çoktan unuttum bile. Kuzeniyle tanıştırdı, çizimlerime baktılar, “Sınırlarını aş Deniz!” dedi, kuzeni. O da kitesurf yapıyordu, bilgisayarla ilgili, uzaktan çalışabileceği bir işte çalışıyordu, hayatından memnun, sakin ve rahat tavırlıydı. Sıcağın altında onca saat oturduktan sonra yandık tabi, denize girelim serinleyelim dedik. Bulunduğumuz yerden girilemeyeceğini söyledim, az ilerideki iskelenin oraya yürümemizi teklif ettim. Sabah kızlardan öğrenmiştim, henüz gitmek aklıma gelmemişti. Kuzeni gelmekten vazgeçti, 2 kız ilerideki iskeleye doğru yürüdük, beraber yüzdük, serinledik, o yogasını yaptı ben daha çok yüzdüm. Rahatlamış, dinginleşmiş şekilde kaldığımız yere geri döndük. Her hareketini, mimiğini gözlemledim. O kadar doğal ve olağanlardı ki, önceden düşünülmemiş, anlık hissedilenlerin dışa vurumu gibiydi kız, her bir kasını ayrı ayrı ve birlikte hareket edişini gözlemleyebilirdiniz. Sergilemekten kaçınmayan, rahat ve kendine özgü.. Kendine olan sevgisinden etrafına yaydığı ışığı hissetmem mümkün değildi. Tam aradığım öz. Sarılıp kalbime bastırmak istedim ama henüz tanışmıştık, bunun yerine ona iltifatlar ettim, en azından sözlerimle ona ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedim.
Kendini seven insanları gördükçe huzurlarında huzur buldum… Karanlıktaki fener gibiydiler, ışıklarıyla karanlığıma delikler açtılar.
Kısa sürede ondan çok şey öğrendim, ve paylaştım. Daha güzeliyse ertesi gün gidecek olmalarına rağmen elimdekilerle bile inanılmaz mutluydum. Birlikte yüzdük, sohbet ettik, dans edip içtik, yeni insanlarla tanıştık, flizbi oynadık, paddle yapmasını öğrendik, eğlendik, fotoğraf çekildik, sonra daha çok sohbet ettik. Dolu dolu geçen zaman sonrası onları bir daha hiç göremeyecek olsam bile inanılmaz mutluydum, tanımış olmam bile yetiyordu. Kuzeni de inanılmaz tatlı ve kendine has, çok akıllı ve hoş sohbet eden biriydi. Yeni çizimimi gösterdiğimde “Bu çok daha güzel olmuş, gördün mü?” dedi, sınırlarımı aşmış olmalıydım. 🙂
“doğru kişi yoluna engel olmaz bir adım çekilip kenara alan yaratır sana” Rupi Kaur
Eşyalarını toplamayı bitirdiler, sohbetlerini özleyeceğimi biliyordum, kalmaları için ikna edemedim, gitseler de sorun değildi ya, olsun. Kız giderken bana, “Keyfini çıkar Deniz!” dedi, ben de tıpkı onun dediği gibi yaptım. 🙂 Onlar gittikten sonra da bulunduğum anın keyfini çıkarttım. Paylaşımlarımızı düşündükçe, mutlu oldum. Hiç olmayabilirlerdi ve ben de çoktan İstanbul’a dönmüş de olabilirdim.
Bana ne kadar çok şey kattıklarını bilemeden gitmişlerdi ama, ben öğrendiklerim, duyumsadıklarım ve deneyimlediklerim için onlara minnettardım. O anda fark ettim ki burasının bana öğreteceği daha çok şey vardı. Kendime yeni bir kapı açmıştım ve iyi hissediyordum.
Denizdeyken nefes alabiliyorum desem ?
Günlerden Salı sanırım, hala rüzgar yok. Derin bir sessizlik, aşırı sıcak bir hava. Erken kalktım, ancak gene de yeterince erken değildi, etrafta insanlar vardı. Bende kite okulun oradaki ahşap sundurmaya gittim, yoga matımı serdim. Yogamı bitirip çadırıma döndüm, üzerimi değiştirdim. Elimde tabletimle şarjdaki telefonumun yanında öylece duruyordum ki, “Sana hayran kaldım, her sabah üşenmeden kalkıp yoganı yapıyorsun, inanılmaz bir disiplin doğrusu!” dedi, yeni kız. Sohbetimiz böyle başladı, sonra beni arkadaşlarıyla da tanıştırdı. Karşımda İzmir’li genç, akıllı, azimli ve çekici bir kadın vardı. Derken beni ilerde gidecek oldukları plaja davet ettiler, buradaki denizden çok daha güzel bir sahil olduğunu duyunca içim kıpır kıpır oldu. Sonunda kulaçlarca yüzebilecektim. Beraber arabayla 10 dk mesafedeki bu sahile gittik. Nasıl huzur bulduğumu size anlatamam, bir yandan onlarla olmanın verdiği tatlı bir minnettarlık, diğer yandan da yalnız kalma isteğim vardı. Bunları dengeleyebileceğim tek yer ise denizdi. İzin isteyip biraz açıldım, gruptan biri de benimle geldi. Sohbet ede ede yüzdük. Sonra durduk ve grupta bize katıldı.
Aralarına karışıp fazla sohbete dalmadım, ama hepsi de farklı birer renk aynı zamanda cümlelerini tamamlayan insanlardı. Ben de onları anlamaya ve çözümlemeye koyuldum, oldukça eğlenceliydi. Grupta bir çift, bir abla-kardeş, bir de sevgili olmaya yakın yeni bir çiftle iki de gay vardı. Her birini gözlemlemek, özümsemek, dinlemek oldukça dinlendirici geldi. Akşam üzeri gün batımını kaçırmamak için geri döndük. Beni akşam yemek yemek üzere de çağırdılar, aslında pek rahat ettiğimi söyleyemem. Bu kadar sosyalleşmek bile fazla gelmişti, bir yandan da eski korkumdan kurtulamamıştım. Yalnız kalmak..
bazen kalabalığın içindeki tek fazlalık senmişsin gibi gelir..
Yemeğin bitmesine çok sevinmiştim, kendi adıma tabii. Grup oldukça eğlendi. Deniz kenarına oturmaya geçtik ve çiftler bir süre sonra kendi içlerine kapandılar. Ben de iki gayle sohbet etmeye başladım. Tanıdıkça da ne kadar akıllı ve farklı olduklarını gözlemledim. Dayanamayıp aklımda duran bir kaç özel soruyu yönelttim, içtenlikle yanıtladılar ben de derin bir oh çektim. Amacım onları gücendirmek asla olamaz, ama anlamadığım bir yaşam tarzları var, kibarca merakımı giderdiler diyelim. 🙂 Grupta en çok onları sevdim diyebilirim. Sohbet ederken kendimden de biraz bahsettim, yorumları yüreğime yeniden cesaret vermişti. “Şimdi burada olsa onu dövmek isterdim! Senin gibi birine ne kadar da zarar vermiş böyle, pislik!” O kadar içten söylemişti ki bunu, kalbimde ona bir yer açtım ve her şeyin gönlünce olmasını diledim. Bazı insanlar güzellikleri bulmayı çok daha fazla hak ediyorlar. Sonra onları da kendi hallerine bıraktım. Gökyüzündeki pırıl pırıl ay, denizdeki yakamoz, yanımızdaki meşalelerdeki alev, oturduğum çimenler.. Hepsini hissedebiliyordum, hepsinin kalbime işlediğini anımsıyorum, içimdeki yalnızlığı ve korkularımı defettiklerini ve yerine huzurla kapladıklarını.. İyi ki vardınız, günümü, gecemi aydınlattınız, sofranızda yer açtınız, sizi seviyorum!
“Care about others, but live for YOURSELF!”the perks of being Wallflower
Çarşamba günü. Yakın arkadaşım gelecekti, henüz gelmesine zaman vardı ben de matımı alıp yoga yapmaya ahşap sundurmaya gittim. Ama yeterince konsantre olamadım, yarıda bırakıp arkadaşımın yanına gittim. Şehrin gerginliği yeniden gelmişti, yarıda bırakılan işler, önceliklerin hep başkaları olması…
Ortamı güzel yapan içindekiler ve sana hissettirdikleri. Parçası olmak için özellikle yapman gereken bir şey yok, var olman yeter..
Arkadaşımın şansına o akşam türkçe canlı müzik vardı, gün batımını izledik. Hala kite yapan bir iki kişi vardı, içlerinden biri özellikle dikkatimi çekmişti, sudaki doğallığı ve bütünleşmesi beni büyülemişti. Bu tatlı seyir devam ederken biz de İçkimizi içip sohbet ettik, müzikleri bilmesem de eğlenmeme baktım. Annesiyle gelmişti, birbirimizi uzun zamandır tanırız, tüm endişelerini sıraladı ama hepsini savuşturdum ve keyfine bakmasını söyledim, ben iyiydim hem de hiç olmadığım kadar iyi! Geceyi beraber tamamladık, zaman geçti. Onlar gittikten sonra çizim defterimi alıp biraz daha oturdum. Nasıl keyifle çizdiğimi anlatamam.
Etrafta dolaşıp Spirit Away’deki ruh emiciler gibi insanların söylediklerini zihnime mıh gibi yazıyordum, ve tekrarlıyordum. Ne kadar da huzur dolu ve inançlı, güven doluydular! Bilgi alabilmek için işletmenin sahibiyle sohbet başlattım, aklımdaki deli saçma içimi buran tüm sorularımı sordum, güzel şeyler öğrendim. Kendi kitesurf hikayesini anlattı. Anlattığına göre bir kaç saatlik eğitimden sonra kaymaya başlamıştı bile, içimden ben de bu kadar şanslı olabilir miyim diye geçiriyordum ama sonunda bana “Hemen kayabileceğini sanmıyorum, ama sen gene de bir dene bakalım!” dedi. Bu inançsızlığını ve hikayesini unutmadım.
“ilk günden beri ihtiyaç duyduğu her şey vardı zaten içinde eksik olduğuna dünya inandırdı onu” Rupi Kaur
#Kitesurf #Kiteboard #Rüzgar Sörfü
Perşemde günü. Ders zamanı gelmişti, nasıl ayarladığımı sorma, yeterince istediğimi gösterdim diyelim. Koşarak derse yetiştim, erken gelmiştim, henüz eğitmenim gelmemişti. Beklerken diğer iki eğitmen ve öğrencilerle de sohbet ettim, gerginliğimi de böylece almış oldular. Eğitmenlerin ikisi de oldukça güzel insanlardı, ama benim dikkatimi çeken sudan henüz çıkan diğer eğitmendi. Nedeni mi? Önceki gün onun denizde yaptığı hareketleri izleme şansım olmuştu, su gibi kaydığını ve inanılmaz dengeli bir enerjisi olduğunu söylemeliyim. Meraklı gözlerle tüm hareketlerini gözlemledim. Derdi bir an önce hazırlıklarını tamamlamak, sonraki derse başlamaktı. İçimden dersinin güzel geçmesini diledim. Benim sıram gelmişti, dibi bataklık gibi olan suda bir süre yürüdükten sonra suya ulaştık. Dört göz, dört kulakla dinledim. Yapamadığım yerde hep yanımdaydı ve beni sıklıkla düzeltip yeniden denemem için motive etti. Asla yapamayacağımı düşünmedim, anlaşamadığımız yerlerde hızlıca başka yöntemler denedik, ders bittiğinde eğitmenim benden umutluydu bense yapamadıklarıma takılmış halde yüzüm asık geri döndüm. Ayrıca eklemişti, “Yarın hiç rüzgar olmayabilir Deniz! Haberleşelim.” Bu son söylediğine takılmıyordum, benim aklım hala yapamadıklarımdaydı. Yaşlı işletmeci sanırım haklı çıkmıştı.
Kollarım iki yanımda kafam önümdeyken onları henüz uyanmış ve kahvaltılarını yaparken buldum. Yeni mutlu çiftimiz. 🙂 Suratımı fark ettiler, endişelerimi çöpe attırdılar ve bana eğitim videolarının olduğu bir aplikasyon önerdiler, beklerken bunlara çalışabilirdim. Ayrıca güler yüzleriyle beni yüreklendirecek kendi kitesurf hikayelerini de anlattılar. Devam eden dersleri izledim. Müzik dinleyip rahatlamaya çalıştım. Kafamda dönüp duran soruları dindirdim, çadırıma gidip üzerimi değiştim ve yakındaki iskeleden denize girmek için kısa bir yürüyüş yaptım. Aklımda çevirdiğim tek bir cümle vardı, “Keyfini çıkar Deniz!”.
“Enjoy it, becouse it’s happening.” the perks of being Wallflower
Yüreğinin attığı yere git, orada yeniden nefes alabileceksin!
Eşyalarımı iskeleye bıraktım, denize girdim, gözlüğümü taktım ve tüm endişelerim suyun içinde çözüldüler. Artık sadece deniz ve ben vardık. Düşüncelerim buharlaşmışlardı. Yeterince yüzdükten sonra soluklanmak için iskeleye döndüm, dinlendikten sonra biraz daha yüzmek için denize döndüm. Her kulaçta yüreğimin güçlendiğini hissettim, gözyaşlarım ve endişelerim denize karıştılar, düşüncelerim berraklaştı ve artık tek bir cümleyi haykırıyorduk “Yapabilirsin Deniz!”. Dinlenmiş olarak denizden çıktım, çadırıma döndüm, duşumu alıp üzerimi giyindim.
Bölüm 3: Sınanma zamanı
Cuma günü. İstanbul’dan arkadaşım bugün de gelmek istiyordu, ortamı çok beğenmişti, elbette gelebilirsin dedim, ama aslında yalnız kalma planlarım vardı. Telefonda sesi çok hevesli geliyordu kıramadım, her yer de kite’lar , eğitmenler ve surfçüler vardı. Etraf kımıl kımıldı yani, hiç benlik değil ama arkadaşım yanıma buradaki ortam için geldi. Madem kaçamıyorum, keyif almaya bakayım dedim, ancak konuştukça gerildiğimi, sinirlendiğimi ve agresifleştiğimi fark ettim. Giderek uzaklaşmak istediğim o ruh haline tekrar bürünmeye başladım, kalabalıktandır dedim kendi kendime ama bir şey beni inanılmaz rahatsız ediyordu.
“başkasının hayatını kıskanmamaktır zarafet” Rupi Kaur
Öğlen yemeğinde doyurucu bir şey yemek istedim, bir de klüpteki menüden sıkıldım, hemen yakındaki sitenin büfesinden yemek istiyordum, arkadaşımsa klüpte havalı yemeklerin tadına bakmak.. Acıkıp sıra siparişe geldiğinde istediğimiz hiç bir şeyin olmadığını öğrendik, bazı ürünlerin tedariğinde sorun yaşamışlardı, aynı zamanda az ileride bir yemek standı açmışlardı ama onunda hazır olmasına daha yarım saat vardı. Daha fazla dayanamadım, ben büfeye giderim arkadaş açım dedim, havalı yemek havalı ortamdan ayrı kalan arkadaşım mecburen beni takip etti, açken her şey mübahtır dedim veganlığa 1 öğünlük veda edip Ayvalık tostu, üzeri çift kaşarlı tost ve ayranı tek solukta yedim. Havalı ortamdan çıkartıldığı için mutsuz olan arkadaşım büfedekilere acayip sorular sorunca ortam biraz gerildi, ben adamları tanıdığımdan araya girip durumu toparladım, ama açlıkla beraber sinirim artık tavan yapmıştı, hışımımdan arkadaşım da nasıbini aldı, burada olmasını ondan ben istememiştim, öyleyse ayak uyduracaktı, tatilde bir anda misafir ağırlamak oldukça zor gelmişti!
Gene de karşımdaki ömürlük arkadaşımdı, ben istemesem de kendince benim yanımda olmak, deneyimime ortak olmak istemişti, klübe dönünce onu dansa zorlayıp gönlünü aldım, mis gibi dans ettik, gece giderken yüzü gülüyordu ve kulağının da ağrısını unutmuştu. Ayrıca ben de ilk defa barda bir erkeğe iltifat bile ettim, asla yapmadığım yeni bir deneyimdi, çok tatlı şekilde de red yedim ama olsun, denemesi bile heyecanlıydı.
Aslında başta gelmesine bozulsam da gün o kadar da kötü sayılmazdı, onları uğurladıktan sonra önce barda biraz daha oturdum, sonra çizim yaptım, zihnim iyice boşaldığına emin olduğumda da çadırıma uyumaya gittim. Gene de iyi ki gelmiş, herhalde ilk defa birine karşı öfkemi kontrol edip kontrol altına alabildim, kesinlikle öfkelenip püskürmekten çok daha iyi bir histi. Kendimi bir daha istemediğim hiç bir ortam yada koşula sırf başkasının mutluluğu için sürüklemeyeceğime söz verdim!!
“uyanır uyanmaz kelebeğe dönüşemezsin” – büyümek bir süreçtir Rupi Kaur
Ertesi sabah rüzgar yoktu, dersi iptal etmek zorunda kaldık. Asık suratımla beklemeye başladım. Gözüm hem okulun orada, hem de etraftaki eğitmenlerdeydi. Önceki gün kısacık sohbet ettiğim genç eğitmeni yakaladım, rüzgar çıkarsa beni mutlaka bulmasını söyledim, eğer çok yoğun olursa beni derse kendisinin de alabileceğini söyledi, içim rahatlamıştı. Kendi eğitmenim çok dolu olursa bir B planımın olması fena sayılmazdı. Etrafta orada burada vakit geçirdim. Telefonumu sıklıkla kontrol edip durdum, sonra dayanamayıp eğitmenime yazdım, “Haydi gel deneyelim! Biraz rüzgar var gibi.” dedi. Ders saatini bekleyen arkadaşlarıma zıplayarak “Hoşçakalın!” dedikten sonra hızla okula gittim. Hazırlandım ve sonunda 2.gün 4.saat dersimizdeydim. Aklımda didişen iki düşünce vardı, biri yaşlı işletmecinin bana söyledikleri diğeri yapabileceğime olan inancım. Önceleri yaşlı işletmeci kazandı, sonra o ana kadar bana güven veren tüm yeni insanları ve onların söylediklerini anımsadım, korkumdan arındım.
Özgürlük sana verilen bir şey değilmiş meğer, sahip de olamazmışsın, hayır! Özgürlük içindeymiş! Ya varmış ya yokmuş! Ama oradaymış!
Ben daha fark edemeden su üzerindeydim, kayıyordum! 🙂 Biraz gitmek istedim ama sonra nasıl dönüş yapacağımı bilmediğimi fark ettim ve kite’ı suya indirdim. Sonraki denemelerimde de kaymayı becerebildim, kimisinde hiç yapamadım ama yüreğimdeki mutluluğu size anlatamam. Bittiğine üzüldüğüm nadir bir andı, içime sindire sindire ağır ağır karaya doğru yürümeye başladım ki, “İlk kez mi?”, “Evet”, “O halde çok iyiydin, cidden çok başarılıydın!” dedi. Bunu söyleyen eğitmen havada taklalar atan aralarındaki en disiplinli ve mesafeli olan eğitmendi. Bunları ondan duymak beni için çok önemliydi, kendimle gurur duydum, beni söyledikleriyle onurlandırmıştı, teşekkürlerimi iletip, iyi dersler diledim. Ayrıca içimden böyle asil bir ruha sahip olduğu için teşekkür ettim.
Bölüm 4: Hayaller gerçek oluyor
Karaya döndüğümde hala uçuyordum, boyum 2 metreydi sanki, çimenler yemyeşil, deniz harika görünüyordu. Duşlara yöneldim, ellerimi yıkarken solumda arkadaşım belirdi, daha nasıl geçtiğini soramadan zıplamaya başladım. “Başardım! Kaydım! İnanabiliyor musun? Kaydım, harikaydı!”, “Çabuk ellerini yıka sana kocaman sarılmam lazım!” dedim. Yerimde duramıyordum, o da benimle beraber heyecanlandı, tebrik etti, beraber kocaman gülmeye başladık. Sonra ben zıp zıp zıplarken birbirimize sarıldık, ne kadar iyi geldi bilemezsin! Heyecanımıza gülümsemesiyle katılanlar da oldu. Hiç utanmadan kocaman gülümseyerek karşılık verdim. Dünyalar benim olmuştu, yaşlı adam kaybetmişti. :))
“Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. ” Lao TZU
Arkadaşlarımın yanına koştum, rüzgar olmadığından hiç çıkamayanlar vardı. Coşkumu pek yansıtmadan kibarca kayabildiğimi anlattım. Çok sevindiler, ancak hiç resmim yada videom yok dedim. E önünde bir sürü kite var birinden rica et çekin dediler, önce utanıp sıkıldım ama 2sn sonra kendimi “Afedersiniz, kite’ınızla bir fotoğraf çekilebilir miyim?” derken buldum. 🙂 Halim çok komikti, ama umurumda değildi, ben çok mutluydum!
Kite’ını 2 dakikalığına paylaşan harika insan şimdilerde çok sevdiğim biri, görmekten ve konuşmaktan keyif aldığım, en ihtiyacım olduğu anlarda kalbime yeniden ışık saçan biri.. Düşünsene sadece bir soru kadar uzağımdaymış! Herhalde hayatıma kattığıma sevindiğim en harika ilk insanlardan biridir, kendisini ve aşk dolu kalbini buradan bir kez daha öpüyorum! Bana öğrettiklerini bilemezsin, hepsi de çok değerliler! Teşekkürler!
Bazı hayallerim yok oldular evet, çok canım yandı, ruhum çekildi, inanılmaz üzüldüm, ancak şu yaşadıklarım bana gösterdi ki, henüz hiç bir şey için geç değil ve aslında yıkılan her hayalim bir sonrakinin temelini atmak içindi. Bu tatil ben de çok şey değiştirdi.
Sevmek için nedene ihtiyacım yok, insan olması ve birlikte iyi vakit geçirmem yeterliydi. Aynısını kendim için de yapabilir miyim? Kendimi affedebilir ve tekrar sevebilir miyim ? Henüz bilmiyorum. Bana zarar veren durum ve insanlardan uzak durabilmeyi, stabil kalabilmesini öğrendim. Başkaları için değil kendim için bir şeyler yaptım ve bundan çok da keyif aldım.
Kalabalığın beni yorduğunu, kendini farklı tanıtan insanlarınsa beni gerdiğini fark ettim. İlk kez sadece kendimle ilgilendim, ortam ve ortamın içindekilerle değil kendimle ilgilendim. Ben ne yapmak istiyorum, şimdi canım ne istiyor, şuan beni rahatsız eden nedir, bunu nasıl düzeltirim? İnsanlarla yeniden iletişim kurabilmek güzeldi, konuşabilmek, sohbet edebilmek ama en önemlisi dinlemesini öğrendim. Nefes almadan konuşmamayı, karşıdakini dinlemesini ona zaman vermesini öğrendim. Kendimle olmak, kendimle kalmak çok huzur verici bir deneyimdi, bunu tekrar yapabilmek için can atıyorum.
Çok güzel insanlarla tanıştım, bazıları arkadaşım oldular, iyi ki de oldular, kalpleriyle bana nasıl ışık tuttuklarını bilemezsiniz! Bana sevmeyi, mutlu olabilmeyi, kendime güvenmeyi, inanmayı, anı yaşamayı, sahip olduğum değerleri hatırlattılar, hem de sadece yanımda var olarak! 🙂 Sizi seviyorum.
Hayallerin yok olması adlı çalışmalarım işe yarıyor beni daha iyiye daha güzele götürüyor, taşların yerine oturmasını sağlıyor, en önemlisi ise kendimi tanımama ve kendimi sevmeme yardımcı oluyorlar! O halde yıkılan , yok olan hayallere kaldırıyorum kadehimi, her elveda yeni bir başlangıçtır! Elveda bazı hayaller..
To provide the best experiences, we use technologies like cookies to store and/or access device information. Consenting to these technologies will allow us to process data such as browsing behavior or unique IDs on this site. Not consenting or withdrawing consent, may adversely affect certain features and functions.
Functional
Her zaman aktif
The technical storage or access is strictly necessary for the legitimate purpose of enabling the use of a specific service explicitly requested by the subscriber or user, or for the sole purpose of carrying out the transmission of a communication over an electronic communications network.
Preferences
The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
Statistics
The technical storage or access that is used exclusively for statistical purposes.The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
Marketing
The technical storage or access is required to create user profiles to send advertising, or to track the user on a website or across several websites for similar marketing purposes.