Serüven 2.1: Karanlık Çağ

Başımı omzuna dayayıp saatlerce ağlayabileceğim bir dost yoktu yanımda, konuşacak yada belki de susacak, sohbet edip beni kendime getirecek birilerini aradım. Ne istediğimle yada bana neyin iyi geleceğiyle falan ilgilendikleri yoktu! Beni görmek istedikleri şekillere, kalıplara sokmaya çalışıyorlardı ve üstelik içinde bulunduğum bu ruh halinden çıkmam için bir dünya lafları vardı!

  • İşe mi girsen?
  • Yürüyüş mi yapsan?
  • Temizlik yap!
  • Depresyonun da sonu olmalı, ne zaman geçecek?
  • … Ama ölümü de kabullenmek gerek, ölenle de ölünmez ki!
  • Sevişirsek iyi gelir!
  • Sana içki lazım!
  • Kalabalığa karışsan belki iyi gelir.
  • Yeni bir hobi mi edinmeyi denesen?
  • Bir psikoloğa gitmelisin.
  • Kitap okusan?!
  • Meditasyon, Yoga ?!
ne zaman bitecek ? ne zaman susacaklar ? ne zaman anlayacaklar? ne zaman görecekler ?

Yalnız değildim hayır, ama yalnız kalmak istedim. Duymak istediklerim bunlar değildi, kendi sesimi kaybetmiştim. Sessiz kalırsam endişeleniyorlar, konuşursam da halime acıyorlardı. Sürekli yaptıkları şey, kafamı karıştırmalarıydı. Uyuyamadığım için agresifleşmeye de başladım. Pek az sıcak yemek sıkça abur cubur yemeye başladım. Halimi gördüklerinde o bakışlarından o kadar sıkılmıştım ki ve hep o aynı cümlelerinden, iyice kendi dünyama çekildim.

Yeni, Yenilik.. Her zaman gerekli mi?

Hiç görüşmediğim insanlarla görüşmeye başladım. Beni tanımadıklarından bu gri halimin normal olduğunu düşünüyor, nedenini sormuyorlardı. Kendimi yeni yabancılarla daha rahat hissediyordum. İstemediğim sorulara cevap vermek zorunda değildim. Ancak bu yeni yabancılar bana yeni dertler vermeye başlamışlardı.

Her nedense bu yeni yabancılar da bana yardım etmeye karar verdiler ama kendi yöntemleri vardı. İhtiyacım olan şeyi bulmuşlardı her şey yoluna girecekti.

İster hormonlarınız, ister beyniniz tarafından yada bir yabancı tarafından, sonuç değişmez şekilde aynıdır: Yönetmezsen yönetilirsin!

Tepe taklak olan dünyamın, başımı sürekli döndürmesini durdurabilmek için onları dinledim. Beni iyileştireceğini sadece biraz rahatlamam gerektiğini söyleyen o adamı, Kendisinden çok şey öğrenebileceğimi söyleyip asistanı olmamı isteyen adamı, Baktığı tarot falından kendini çıkaran ve onunla neler yaşayabileceğimi anlatan adamı, Tek yapmam gerekenin kendimi ona açmam gerektiğini söyleyen adamı..

“Sarılarak uyumak… Tek istediğim buydu. Bir kaç saat birine sımsıkı sarılmak, hatta belki de başımı yaslayıp gözlerimi yumup ağlayabilmek.”

Bu karanlık çağ tam 6 ay sürdü. Tam 6 ay boyunca kendimi bir yaprak gibi hissettim, oradan oraya savrulan, kendi düşüncesi, fikri olmayan biri. Değersiz, yitik, kaybolmuş, hırpalanmış.. Artık rüya bile görmüyordum, geceleri sıklıkla uyanıp ben neredeyim demeye başlamıştım, gecem gündüzüm birbirine karışıyordu. Yaşadığımın farkında bile değildim. Tamamen kaybolmuştum. Kendime olan saygımı ve sevgimi çoktan kaybetmiştim. Hiç bir şeye karar veremediğim için benim adıma seçimlerimi çevremdekiler yapıyordu tabi o sırada çevremde kim varsa karar da ona ait oluyor, ben sadece uyguluyordum.

Bu süreci yönetemesen de bitirmek senin elinde. Yapamayacaklarına üzülmek yerine yapabileceklerine odaklanmasını dene!

“Depresyon mental olduğu kadar fiziksel olarak de bizi etkiler.”

Tam olarak bu çukurdan nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Sadece bir gün birinin bana gelip, “Neden? Neden kendini sevmiyorsun? Sana ne oldu böyle, kendine hiç mi saygın yok?” dediğini hatırlıyorum. Bu soruları aklımdan çıkaramadım, sürekli aynı soruyu kendime sorup durdum, cevabını bilmiyordum. Ve bu beni inanılmaz korkutmuştu, panik ataklarım başladı. Bu sorular her aklıma geldiğinde yüreğim sıkışıyor ve şiddetle ağlamaya başlıyordum.

Bir sabah uyandığımda kalbimin hızla çarptığını ve içimdeki garip hissi anımsıyorum, sonra hayatımdaki bu yeni yabancılardan kimseyi görmek istemediğimi ve dışarı çıkıp yürümek istediğimi..

BEYAZ: yeni başlangıç, temiz sayfa, saf, temiz, aydınlanma.. Benim içinse; YENİLİK demek, LEKESİZ demekti..

Sanki aylardan sonra ilk kez nefes alıyor gibiydim, ilk kez gülümsedim, ilk kez ellerimi ayaklarımı yeniden hissetmeye başladım. Hatta ellerimin ısındığını fark ettim, aylardan sonra ilk defa köpeğim beni çekmiyor beraber yürüyorduk. Uzunca yürüdük, her adımımda yüreğim daha da cesaretleniyordu, hissediyordum. Her adımımda üzerimden koca bir deri sıyrılıyor adeta kabuk değiştiriyordum, hissedebiliyordum! Hissedebilmek! Tek renk olmaktan kurtulmaya başladım ve yeni bir rengim daha oldu. Beyaz!

Eve gidince kendime kocaman bir tabak yemek koydum. Yanaklarıma hücum eden ısıyı hissettim. Önüme bilgisayarımı da aldım, koltuğa oturup hissettiklerimin nedenlerini araştırmaya başladım. Stres, kaygı, depresyon, manik depresif, obsesif kompulsif, uykusuzluk hepsini birer birer okudum. Yaşadıklarım “travma sonrası stres bozukluğu” tanımına uyuyordu. Yaptığım araştırmalar neticesinde kendimce her gün yapmam gerekenleri not aldım. Elbette hemen hepsine harfiyen uyamadım. Makaleler okumaya, videolar izlemeye başladım. Eski bir müşterim psikologdu, numarasını çevirip kendisinden randevu aldım.