Yanlış kişileri falan sevmiyoruz aslında, o insanda bir şeyleri sevilmeye değer buluyorsan ortada yanlış bir şey olduğu yok, zamanla sevdiğimiz şeyler değişebilir ve artık bize aynı hisleri yada keyfi vermeyebilir. O vakit sevginizi yeniden tanımlayın derim, sizi rahatsız eden yönlerine bir daha bakın. Fikirlerinizin yön değiştirmesi, zevklerinizin farklılaşması kötü olmamalı, aksine bu geliştiğinizin, ilerlediğinizin anahtarı olabilir. “Sevgi” bazen tek başına çok güçlü bazen yanına dost isteyen kırılgan bir histir. Akıl gibi değil. “sevgi” içinizdeki küçük çocuk gibidir, ona iyi bakın. 🙂
Sevebilmenin tadını çıkarın, arada sırada da bunu paylaşın, ifade etmenin yollarını arayın.

Sevginizi göstermenin pek çok yolu var ama anlamadığım bir sebepten insanlar bunu hep tek yoldan çözmeye çalışıyor olmayınca vazgeçiyor yada kendinde bir problem olduğu kanısına varıyor. Çok üzücü değil mi? Sevgi paylaştıkça çoğalır, yayılır. Onun kadar güçlü bir his daha yoktur! İletişim için tam 5 duyu organımız var ama neden tek yoldan gidiyorsunuz? Bak şimdi oldu mu? Kimisi hislerini yazarak, düşüncelerini kaleme alarak yansıtır. Bir diğeri koşup size sım sıkı sarılarak, başkası sadece gözlerinize anlamlı bakarak..
●Lisede önce bana aşık bir arkadaşım 2 yıl boyunca sadece ama sadece beni uzaktan seyrederek sevmişti, gözleriyle.. Kiminize tatlı, romantik, kiminize sıkıcı gelebilir bu durum ama, o çocuk böyle sevmişti işte beni sadece gözleriyle. 🙂 ●Babam sevgisini haftasonalarında bizi alıp sinemaya, bowlinge, en sevdiğimiz bir restauranta yada canımız ne isterse ona götürerek gösterir ama bu süreçlerde hiç konuşmaz ve birasını içer yada varsa etrafta gider maçını izlerdi. Yada (paramızın çok olduğu eski zamanlarımızda) pahalı oyuncaklar, bavulla kıyafetler alırdı. Yani parası varken kendini baba hisseder ve sevgisini maddesel öğeler üzerinden gösterir, parası idareli varsa elinden geleni yapar, hiç parası yoksa da bizimle görüşmez hatta aramazdı bile! ●Bir erkek arkadaşım sevgili olduğumuz süre boyunca neredeyse hiç konuşmaz, buluştuğumuzda kocaman bir gülümseme ve parlayan gözleriyle bana bakardı, ne kadar uğraşsam da pek konuşturamaz en sonunda da sinirlenir kalkardım masadan. O da beni gözleriyle ve kulaklarıyla severdi. Yani beni görmek, dinlemek, dokunmak ona yetiyordu, konuşmak fazlaydı yada bunun için zamana ihtiyacı vardı. ●Bir arkadaşımın babası oğluna bir kez bile sarılmamış, seni seviyorum dememiş yada ona gülümsememiş ama arkadaşım babasının onu çok sevdiğini bilirdi. Nasıl mı? En kötü anlarında hep babası yanındaydı, darda olduğunu anladığında harçlığını biraz fazla verir gece de geç gelmesine ses etmezdi, evet dokunmayı ve söylemeyi tercih etmeyebilir ama kendince başka yollar bulmuş.

● Ben mi? Ben sevdiğimi karşıdaki insana gülümseyerek, içten sarılarak, iltifat ve takdir ederek, ihtiyacı olduğunda yanında olarak, ufak hediyeler vererek, tatlımı paylaşarak, ona bazı öncelikler vererek, dinleyerek, arada sırada gıdıklayıp, çimdikleyerek, saçıyla oynayarak göstermeyi seviyorum. Zaman zaman direk “seni seviyorum!” diye sesli ifade ettiğimde olur ama en çok dokunarak yani hissederek sevdiğimi hissettirmeyi tercih ediyorum. Çok çok zorlanırsam da şiir yada mektup yazabiliyorum.
●Bazı anne ve babalar çocuklarını iyi bir eğitime gönderip, değişik kurslara yazdırıp, istediği obje ve eşyaları alarak, her şeyi neden – sebep – sonuç, kazanma – hak etme ilişkisi içinde tutar, sevdiklerini ve önemsediklerini bu kurallarla gösterirler. Onlar için sevgi dokunsallık ve kalple değil disiplinle gösterilme biçimidir. ●İlkokuldaki kız arkadaşımın annesi kızına olan sevgisini ona hiçbir kural koymayarak, özgürce seçimler tercihler yapmasına müsaade ederek, her haliyle beğenerek, eve kimi getirdiğine, ne yediğine, nereye gittiğine kaçta eve döneceğine karışmayarak, asla el kaldırmadan asla bağırmadan hep isteklerini yerine getirmeye çalışarak, elinde ne kadar parası imkanı varsa ona vererek gösterir ama arkadaşım annesinin onu hiç sevmediğinden yakınır dururdu. Arada bir kızına sarılır, öper, koklardı da ama işte annesi onu çevresindeki diğer annelerin sevdiği gibi sevmediğinden inanmak istemezdi ona. (benim annemi de anlamsızca çok severdi)
Şiddet (fiziksel, sözlü yada psikolojik) sevginin gösterilme biçimi olmamalı!
● Bir de bana sorun! Annem beni çok döverdi, kızını dövmeyen dizini dövermiş derdi, bende ona “git dizini döv deli kadın!” derdim ama işe yaramaz hatta daha sert dayak yerdim, dışarı kaç kez çıkacağıma, ne giyineceğime, ne kadar yemek yiyeceğime, ne zaman rejime başlamam gerektiğine, odamın düzenine, saçımın rengine, saçımın kesimine, perdemin rengine .. karışmadığı yada yorum yapmadığı bir durum yoktu, asla bana güvenmez ona sormadan bir işe kalkışmama izin vermezdi, her şey tüm düzen ve işleyiş onun istediği gibi olmalı ve onayına sunulmalıydı, maaşımın ne kadar olduğunu ve nereye ne kadar harcadığımı hep bilmek ister, harcamalarımın hesabını tutmak ister, maaşımı onun hesabına yatırmamı söylerdi, bir de bana onun gibi bir annem olduğu için çok şanslı olduğumu söyleyip dururdu, sevgisini gösterme şekli popomu çimdiklemek, elindeki iğneyi batırmak oramı buramı mıncıklayıp yarı da dayakla karışık her tarafımı çimdiklemek olurdu. Daha hiç “seni seviyorum” dediğini duymadım.
Kendinizi ifade biçiminiz karşınızdakine uymayabilir.

Daha da başka örnekler verilebilir elbette, kişiler yada karakterler yer değiştirilerek benzer yaşantılar örneklenebilir. Karşındaki insanın sevgiyi, saygıyı, özlemi, arzuyu , duygularını gösterme şekli faklı olabilir yada gösterme biçimi sana uymayabilir. Burada asıl önemli olan sana uymayan bu davranış şekillerine neden tahammül edesin? Neden seni üzen, tatmin etmeyen belki anlayamadığın bu ifade biçimlerine maruz kalasın ki? Aile gibi değiştiremeyeceğin bir etkense, önce hissettiklerini paylaşmayı denemelisin, ortak nokta bulunamıyorsa durumu olduğu gibi kabullenmeli ve kendini değiştirmelisin.? Sevgili, arkadaş gibi değiştirip yönetebileceğin etkenlerde zaten sana yapılmasından hoşlanmadığın, kendini kötü, utanç, sıkkın, eksik hissettiren durumlarla ilgili daimi iletişim ve geri bildirim vermelisin. Söylemez, ifade etmezsen karşındaki bunu anlamaz hatta bilemez ve bu tavırlarına devam eder, öyle değil mi?

“Sevgi”yi almak ve vermek.. Özetle sevgiyi insana, hayvana, bitkiye, çevrenize verme biçiminiz her koşulda ve şartta kabul görecek, aynı şekilde karşılık verecek diye bir kural yok! Hayvanları çok seviyor olabilirsiniz o zaman onları kafeslerin ardına mı kapatmalısınız? Çiçekleri neden dalından kopartıp öldürürsünüz, çok sevdiğinizden mi? Çok sevdiğiniz şu yemyeşil ormanda neden çer çöp bırakır sonra yangına sebep olursunuz? Beğendiğiniz o ormana bir daha gitmeyecek misiniz? Kısa süreli bir sevgi miydi sizdeki? Her yaz bayıla bayıla gittiğin, kare kare fotoğraflarını paylaştığın o canım denizi hiç mi sevmiyorsun? Neden parıl parıl kremlenir de denize girersin? Severken öldürmek böyle bir şey olmalı.
Sevginin hep dengeli olmasına dikkat edersek her şey daha keyifli olmaz mı? Doğadaki denge, evrendeki denge, içimizdeki denge.. Sevmenin doğrusu yada yanlışı olduğuna değil bir dengesi olması gerektiğine inanıyorum. Diğer türlüsünün yorucu, tek taraflı yada eksik olduğu kanatindeyim, sence de öyle değil mi?